
Geçtiğimiz cuma günü İngiltere'de öğretmenlik yapan ve Türkiyedeki bir gurup öğrenciyle ortak bir proje için ülkemize gelen kardeşimin İngiliz arkadaşı Retini'yi konuk ettik evimizde. Geleceğinden yemek saatine çok az kala haberdar olduğum için ister istemez bir panik yaşadım. Misafir yabancı olunca ülkemizi tanıtmanın yollarından birinin de mutfak kültürünün ve geleneksel yemekleri sunmanın katkısının önemli olduğunu düşündüğüm için çok aceleyle evdeki malzemelerle hemen ne yapabilirim arayışlarına girdim.
Derin dondurucumda geçen yıldan hazırladığım közlenmiş patlıcanlarla hindili hünkar beğendi, evde kesilmiş makarnalarla keşli cevizli erişte, birgün önceden pişirmiş olduğum baklalı enginar ve nohutlu tavuklu yoğurt çorbası ile menüyü hazırladım. Ancak sıra tatlıya gelip fazla vaktimin kalmadığını görünce de böyle bir tatlı çıktı ortaya. Tamamen doğaçlama ve yine dondurucudan çıkardığım ahududu, böğürtlen ve çilekden oluşan tatlıyı hazırlamak birkaç dakikamı bile almadı.

Bu tür kolay tatlılar hazırlamak ve sunmak çok yaptığım şeyler olmasa da vakit yokluğunda cankurtaran görevi görüyor. Buraya sadece ne yapayım diye sıkıntıya düştüğüm anlarda hatırlayayım diye yazmak istedim. Çünkü tarif edilemeyecek kadar basit bir tatlıydı.
Bütün meyveleri birer kaşık tozşeker ekleyerek rondodan geçirdim. Taze çileğin azlığından dolayı da miktarını çoğaltmak için yüz gram kadar krema ve bir kaşık labne peyniri ekleyip tekrar rondodan geçirdim. Sonrasında da ayaklı bardaklara paylaştırıp ikram ettim. Dondurmayla sorbe arası bol kırmızılı bu tatlı ağır bir akşam yemeğinden sonra epey iyi oldu. Vaktim olsaydı çikolatalı sufleye niyetlenmiştim. Yedikten sonra herkes iyi ki vaktin yokmuş yoksa biz bu güzel tatlıdan mahrum kalacaktık dediklerinde ben de suçluluk hissetmekten kurtuldum.
Maalesef aceleden diğer yemeklerin hepsinin fotoğrafını çekmeye fırsatım olmadı. Ancak hünkar beğendiyi en kısa zamanda paylaşacağım.

Masadaki pembeden sonra şimdi de bahçemdeki "ay pardon" balkonumdaki pembelerden haber vereyim istedim. 15 Martta ektiğim pembe domates tohumları görüldüğü gibi gayet güzel gelişimlerini sürdürüyorlar. Hatta aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi sanırım yakında çiçeğe duracaklar.Umarım ataları gibi güzel pembe domatesler verirler.

Benim gibi pek çok arkadaşımın balkonlarında küçük bitkilerin yanı sıra domates, salatalık, biber ve pek çok sebze ve meyve yetiştirdiğini görmek şehirlerde, apartman dairelerinde yaşayan insanların toprağa ve doğaya olan özlemini gidermese de bu zevki bile yaşamış olmanın mutluluğunu ve keyfini taşıyor.

Elimdeki diğer domates tohumlarının bazılarını tohum olarak bazılarını da fide olarak yaklaşık on kişiye dağıttım. İstanbulun yanı sıra Ankara, Kuşadası, İzmire de gönderdiğim tohumların akibetlerini de dağıttığım kişileri arayarak öğreniyorum. Değişik iklim koşullarında ve bahçelere ekilen domateslerin gösterecekleri gelişimi de merak ediyorum. Acaba ilk domatesi hangi ev verecek, en sağlıklı domates nerde yetişen olacak gibi?




Taze ot ve baharat kullanılan yemeklerin aromasını çok sevdiğim için yetiştirdiğim çiçeklerin yanı sıra fesleğen, kekik, biberiye, nane de balkona ayrı bir bahçe havası katıyor değil mi?
Geçenlerde oğlum anne!" biz bu balkonu tamamen toprakla dolduralım, salatalık, patlıcan, biber de yetiştir" diyerek benimle dalga geçse de ben yaptığım işten çok mutluyum.
Herkese ağız tadının bol olduğu güneşli günler dilerim.