16 Temmuz 2010 Cuma

GÜNEŞTE REÇEL VE TATİL ZAMANI

Reçeller bizim kahvaltılıklarımızın vazgeçilmezlerindendir.Yensin veya yenmesin balın yanında masada en az bir çeşit reçel bulunmuyorsa eşim tarafından o kahvaltı masası eksik görülür hep. Evlendiğimden beri mevsim meyvelerinden reçel yapmak bir gelenek haline geldiyse de ve konuklarıma da ikram etmeyi çok severim . Lezzetinin yanı sıra renkleriyle bile masaya ayrı bir hava katarlar.
Tatil dönüşüne kayısı ve vişne bitebilir düşüncesiyle gitmeden bunların reçellerini yapayım diyerek pazara gittiğimde kayısı marmelatına uygun kayısı bulamayınca sadece vişne aldım. Ahududu reçelini ise geçtiğimiz günlerde yapmama rağmen belki sizler bulup yapabilirsiniz diye de paylaşmak istedim.
Reçel yaparken şeker miktarını olabildiğince az tutup, yaparken ocakta çok az kaynatıp, güneşte bekleterek koyulaşmasını sağlarım. Çok şeker ve çok uzun süre kaynatma reçelin tadını bozduğu gibi meyvelerin o güzelim renklerinin de kaybolduğuna inanırım. Bu aralar havaların çok sıcak olması ve kızgın güneş reçeller için çok ideal bir zaman.
Eğer sizler de böylesine canlı renklerde reçel yapmak isterseniz buyurun tarifi.
Malzemeler
1) 1 kilo iyice olgunlaşmış koyu renkli vişne
2) 800 gr. toz şeker
3) 1 çay kaşığı limon tuzu


Yapılışı
Yıkanan vişnelerin sapları ayıklanıp çekirdekleri çıkarılır. Emaye veya tercihen bakır bir tencereye konur ve üzerine toz şeker dökülüp vişneler su bırakıncaya kadar bekletilir.
Tencere ocağa konur ve orta ateşte şeker eriyene kadar ara sıra tahta kaşıkla karıştırılarak pişmeye bırakılır.. Kaynamaya başladıktan sonra başından hiç ayrılmadan (köpürüp taşma ihtimali olduğundan) meyveleri zedelemeden 5 dakika kadar karıştırılır. Oluşan köpükler süzgeçli kepçe yardımıyla toplanır bir tabağa alınır. Eğer bununla uğraşmak istemiyorum diyorsanız reçele ekleyeceğiniz 1 çay kaşığı tereyağ köpüklenmenin önüne geçecektir.
Kaynama süresinin sonuna doğru limon tuzu eklenip bir iki karıştırılıp ocak kapatılır.
Reçel yayvan bir kaba veya tepsiye boşaltılıp güneşin bol olduğu bir yere yerleştirilir. Günde 3-4 kez yine tahta kaşıkla karıştırılıp bu şekilde güneşte koyulaşmaya bırakılır. Her geçen gün reçeliniz koyulaşacak ama taneleri canlılığını yitirmeyecek ve leziz bir reçele kavuşacaksınız. Ben dördüncü günün sonunda yeterince koyulaştığını gördüm ve kavanozlara koyup dolaba yerleştirdim. Meyvenin sululuk ve olgunluk oranına bağlı olarak kaç gün güneşte tutacağınıza kendiniz karar verin.
Ahududu reçelini de yine aynı ölçüler ve yöntemle yapmıştım.
Bu iletimle artık tatile gitme zamanımızın geldiğini de bildirmek isterim. Bir aksilik olmazsa ağustos sonunda döneceğim. Bilgisayara erişimimin çok zor olduğunu tahmin ettiğim bu tatil günlerinde maalesef sizlerden ve sayfamdan uzak kalacağım için üzülüyorum.

Hepinize sağlıklı ve güzel günler dilerim.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

KAKAO TARÇIN KAPLAMALI KURABİYE

Ev halkı olarak kurabiyeleri çok severiz. Ancak kek ve başka çeşit tatlılara göre daha fazla yağ kullanıldığından hep ertelerim kurabiye yapımını. Ne zaman ki kalabalık misafir gelecek ancak o zamanlar tercihim olurlar hep. Ama bunlar geçtiğimiz ay Aysun Hanım'ın pikniğine gittiğimizde ortak masaya konmuş ve konar konmaz da yerinde yeller esen bir kurabiyeydi. Yiyen herkes birbirine "şu kurabiyeden aldın mı, bak ye çok nefis" deyip duruyordu. Gerçekten de bir iki taneyle yetinilmeyecek yedikçe bir tane daha yeme isteği uyandıran bu kurabiyeleri getirenin Arzu Hanım olduğunu öğrenince piknikçiler olarak onun peşine düştük. Sağolsun Arzu Hanım bizi kırmadı ve tarifi hemen verdi. İçinde şeker olmaması sadece üst kaplamasında çok az şeker kullanılması çok hoşuma gitti. Ve beeeeen bu kez misafir filan beklemeden sadece kendimiz için yarım ölçü olarak yaptım bu gün.Kendimi kandırmak için de biraz daha küçük parçalar halinde keserek hazırladım. Yine o kadar lezzetliydiler ki hiç pişmanlık duymadan "arada bir kendini ödüllendir Işıl" diyerek birkaç tane yedim.

Bekledikçe kıtırlığının kaybolmadığı, hatta daha da lezzetlendiği, portakal aroması ve cevizin yoğun hissedildiği, ağızda dağılan, tarçınla taçlandırılmış bu enfes kurabiyeleri sizinle de paylaşmak için sabırsızlandım.


Ben her ne kadar yarım ölçü olarak yaptıysam da tam ölçü olarak gereken malzeme listesini vereyim.

Malzemeler

1) 250 gr. tereyağ
2) 1 adet yumurta
3) 420 gr. un(Söke un kullanılması özellikle tavsiye edildi)
4) 1 su bardağı iri parçalara doğranmış ceviz
5) 1 portakal kabuğu rendesi

Üst kaplama için

1) 1 su bardağı pudra şekeri (Ben daha az kullandım)
2) 2 yemek kaşığı kakao
3) 1 yemek kaşığı tarçın
Yapılışı

Oda ısısındaki yağ ve diğer malzemelerle hamur yoğurulur. 30 dakika kadar buzdolabında dinlendirilir. Hamur birkaç parçaya ayrılır ve her bir parça tezgah üzerinde yuvarlanarak ince rulolar haline getirilir. Bıçakla küçük dilimler halinde kesilir ve yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizilir.
180 derece önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 20-25 dakika hafif pembeleşmeye başlayıncaya kadar pişirilir. Pişme sırasında üst kaplama malzemeleri bir kapta karıştırılır ve elenir. Pişen hamurlar bu kabın içine atılır ve her tarafının kakaolu karışımla kaplanması sağlanır.



Bu kurabiyede vanilya ve kabartma tozunu unuttuğumu sanmayın, zira yoklar.

Bu kadar az malzemeyle bu lezzetteki kurabiye tarifi için Arzu Hanım'a sonsuz teşekkür ederim.

Sağlık ve sevgiyle kalın.

1 Temmuz 2010 Perşembe

30. YIL PASTASI VE DİĞERLERİ


Son üç haftadır bloğumla ilgilenmek bir yana bilgisayara elimi bile süremediğim yoğun günler yaşadım. Mersin'de oturan kardeşim ve yeğenim Yunuscan'ın tatil nedeniyle İstanbul'a gelmeleriyle evimiz ve tabii ki mutfağımız oldukça hareketliydi. Yaptığım pasta ve yemekleri bloğum aracılığıyla Mersin'den sıkı sıkı takip eden Yunuscan'ımın isteklerini kırmam olanaksızdı. Oğlumla birlikte oyun oynamak için bilgisayarlara da el koyduklarından onlar ekranın karşısında ben de mutfakta onun sevdiği pasta ve yiyecekleri yaparak vakit geçirdim. Biraz yoruldum ama sonuçta onların mutluluğu benim yorgunluğumu aldı götürdü. Kimisinin fotoğrafları bile çekilemeden silinip süpürüldü. Bunlar yakalayabildiklerimin fotoğrafları.
Sondan başa doğru gidecek olursak; geçtiğimiz cumartesi günü 26 Haziran, 30. evlilik yıldönümümüzdü. O gün için hepimizin çok sevdiği artık bizim evin klasiklerinden biri haline gelen Zinnur'un (Bizim Pastane) Karaorman pastasını bu sefer daha büyük ve dikdörtgen bir şekilde hazırladım.

Kremasının krem freşle hazırlanıyor olması pastaya hafif mayhoş bir lezzet verdiği gibi vişne ve çikolatayla da mükemmel bir uyum sağlıyor. Halen daha bu pastayı denememiş olanlarınız varsa şiddetle tavsiye ediyorum. Ben yurt dışından gelen hazır krem freşle yaptım. Ancak krem freş temini konusunda endişeleri olan arkadaşlar yine Zinnur'un bloğundan bu kremanın nasıl yapılacağını öğrenebilirler demekle yetineyim.
Tabii tarif için de yine Bizim Pastane'yi öneririm.

Son yıllarda her evlilik yıldönümümüzde olduğu gibi yine bu zarif orkideler eşimin bana armağınıydı. Onlara yer vermeden geçemedim.


Bu kurabiyeler de sevgili arkadaşım Sultan'ın yeni doğan torunu Nehir için yaptıklarımdı. İsmi gibi güzel bir bebek olan Nehir'e sağlıklı, mutlu, neşeli bir hayat diliyor anne ve babasını da kutluyorum.


Bir kutlama da babalar günü dolayısıyla bizim evde gerçekleşti. Muzip oğlum ve kızım aldıkları hediyenin yanı sıra esprili ve çok da anlamlı bir hediye verdiler o gün babalarına. (Umarım resimler büyür de görebilirsiniz yaptıklarını)



Babalar gününü ilk kez böyle çok farklı bir mekanda kutladık. Yaklaşık 2 yıldır enfes sütlerini içtiğimiz, o sütlerden yaptığım yoğurtlarını yediğimiz Aysun Hanım'ın (Aysun the sütçü) organize ettiği Çerkezköy'deki Gündönümü Çiftliği'ndeydik.
En olumsuz hava koşullarında bile Aysun Hanım'ın "kızlarım" dediği ineklerinin sütünü bizlere ulaştırması, evini açması ve konukseverliği bizleri çok mutlu etti. Aysun Hanım'ın ikramları şeker tadındaki sütten başka, buz gibi ayran, çay kahve ve bahçeden toplanan orman meyveleriyle yaptığı nefis meyve içeceği bizleri serinletti. Aysun Hanım'a, eşine, Can'a ve tüm ekip arkadaşlarına bu güzel gün için bir kez de burdan teşekkür etmek isterim.


Çiftlikteki tanıtım gezisinden sonra da gelen konukların getirdiklerinden oluşan leziz yiyeceklerle donatılan ortak masa ise görülmeye değerdi. Her biri birbirinden güzel keklerin, böreklerin, dolmaların ve salataların tadına doyamadık.

Bu ahududulu cheese kek de yine Yunuscan'ın istekleri arasındaydı.
İlk önce dulce de lecheli olarak yapmayı planlamıştım ancak yeğenimin tercihi ahududu olunca sonradan üzerine eklenen sosla onun isteği de yerine gelmiş oldu. Peynirli bölümde kullandığım birkaç kaşık dulce de lechenin ahududuyla uyumu beni biraz meraklandırdıysa da ahududu sosuyla da lezzetli bir kek olmuştu.




Waffle da Yunuscan'ın gelir gelmez yapmamı istediği şeylerden ilkiydi. Ben ve diğer büyükler evde yaptığım çikolatalı dondurma ve krem anglezle yemeyi tercih etsek de çocuklar üzerine bilumum çikolata sosları ve nutella sürmeyi tercih ettiler.
Yunuscan'ın "hmmm teyzeciğim çok güzel olmuş." diye diye yemesi görülmeye değerdi."

Fotoğraflayabildiklerimden biri de yukarıda gördüğünüz çooook eski bir tarif olan kendi annemin olmasa da uzun yıllardır yapmadığım bir anne turtası. Yağdan şekerden korkmadığımız yıllarda pek sık yaptığım bu turtaya sebep, dolapta beklemekten pörsümeye yüz tutmuş olan elmaları değerlendirmekti. Bu turta yapımı çok basit ama benim ilk öğrendiğim tatlılardan biri olduğundan mıdır bilemiyorum çok sevdiğim bir lezzetti. O nedenle sayfamda bulunsun istedim.
Yanıbaşlarındaki örgü süs kabakları da çok zarif bir anne elinden, onun emekleri sonucu ortaya çıktıkları için benim için çok anlamlılar...

Şimdi tarifler nerede dediğinizi duyar gibi oluyorum. Son günlerde bloggerdaki problemler yüzünden olsa gerek bu iletiyi iki akşamdır yazmaya çabalıyorum. İnşallah bu gece başarırım.
Karaorman pastası dışındaki tarifleri de tatile çıkmadan önce yazabilirsem kendimi mutlu hissedeceğim.
Sonra da bir tatili hak ettik değil mi?
Sağlıklı ve bereketli günler dilerim.

Yönetici Giriş Paneli


Special design for Işıl'ca Tatlar by GeCe