25 Kasım 2012 Pazar

MUTLU YILLAR CANIM KIZIM

 Sene 1986 Kasım sonu. Dünyaya gözlerini açmana çok az bir zaman var. Son doktor kontrolümüzde doktorun söyledikleri dün gibi kulağımda. Uzun bir tedavi sonunda sana kavuşacağımız günü beklediğimizi bilen doktorumuz "Bu kıymetli bir bebek, onun için risk olmasını istemiyorum. O nedenle ameliyatla alalım onu" dediğinde önce çok şaşırmış sonra da sevinçten havalara uçmuştum.
"Kıymetli bebek" deyimiyle başlamak üzere daha dünyaya gelmeden bana yeni yeni şeyler öğrettin. Her bebek annesi, ailesi için çok kıymetlidir ama sen her ne yaşında olursan ol benim " kıymetlim" olacaksın güzel kızım.
Aradan geçen yıllar bizleri yaşlandırsa da doğumundan itibaren her doğum gününde  aynı heyecan ve sevinci yaşıyorum. 
Kardeşinin ve senin yaşamımıza kattığınız güzelliklerle bizlerde gökkuşağı etkisi yarattınız.Diliyorum ki; sizler de kendi yuvalarınızda aynı mutluluğu heyecanı çocuklarınızla paylaşırsınız güzel yavrularım.
 Bu kadar duygusallıktan sonra nasıl toparlayacağımı pek bilemedim. Ancak bugün öğretmen arkadaşlarıyla hem dünkü öğretmenler gününü hem de Duygunun doğum gününü kutlamaları için bir pasta yaptım. Dışarıda kutlayacakları için pastanın tadına bakma şansım olmayacak.
 Pasta bol krokanlı, ganajlı bir pasta.

Duygucuğumun birinci yaş gününden iki kareyi de sürpriz olsun diye ekledim.
 Bu kez sadece süslemesinde farklı birşeyler yapmaya çalıştım ancak dolaba taşıma sırasında bir aksilik olunca tekrar düzelteyim derken istediğim şeyi yapamadım maalesef. Pastanın yanlarındaki geçişler daha belirgindi. Düzelteyim derken onlar kayboldu.
 Duygucuğumun  "kocaman olduk anne,  artık doğum günü yapmayalım" itirazlarına ancak bu kadar direnip pastasının daha sade bir model olmasına çalıştım.
Bu vesileyle, kendini öğrenmeye ve öğretmeye adamış, en kutsal meslek olan öğretmenliği seçmiş bütün öğretmenlerimizin gününü kutlar hepsine sonsuz saygı ve sevgilerimi gönderirim.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Macaron Tower

Bunca yıldır makaron yapmama ve bir makaron kulesi yapma düşüncesi hep aklımın bir köşesinde olmasına  rağmen  sadece bloğumda yer alsın diye bir  makaron kulesi yapmak pek anlamlı gelmemişti. Ancak kısa bir süre önce varlığından haberdar olduğum evime çok yakın bir yerde açılmış olan butik pastacılık eğitimleri de veren Butik pasta atölyesi Pasteldüş'ün sahibi sevgili Sevgi Sevgin Satı ile tanışana kadar. Küçük ama sımsıcak bir ortamda kurabiye ve pasta siparişlerinin yanı sıra pastacılık eğitimleri de veriliyor. 

 Sevgi Hanım'ın atölyesine kısa bir ziyaret yapıp hayırlı olsun demeyi istedim. Aklımdan geçen; kendisini mutlu edecek bir hediye yapmaktı. Dolayısıyla, makaron kulesi, bir anlamda Sevgi Hanım'a giden deneysel bir çalışma halini aldı. 

Makaronla ilgili tecrübelerim çok fazlaydı ama kule ilk kez denediğim bir şey olduğu için biraz acemilik çektim. Vitrine konacağı için sıcak ve soğuktan etkilenmesin diyerek ara katlarında ve yapıştırmada ganaj krema yerine royal icing kullandım. Çok kırılgan ve nazik olan bu kurabiyelerin montaj aşamasında epey bir makaron kırıldı veya çatladı. 
Sonuçta benim çok içime sinen bir kule olmasa da kızımın ve gören arkadaşlarımın isteği üzerine sayfamda yer vermek istedim. Yaptığım hatalardan dersler çıkararak bundan sonra daha güzel kuleler yapacağımı umuyorum.     


Fıstıklı ve çikolatalı makaronlar da bugün kurs arkadaşlarım için yaptığım," makaron sevmiyorum" diyenlerin bile çok beğendiklerini söyleyerek afiyetle yedikleri arasındaydılar.


Gelen yorumlarda tarif bekleyen arkadaşlarım olduğunu gördüm. Daha önce yaptığım yer fıstıklı makaronlarda kullandığım reçetenin aynısı bunlar da. Orada uzun uzun anlatmıştım. Reçetede bir farklılık yok. Dileyen arkadaşlarım tarifi oradan okuyabilirler. Sormak istedikleri sorular olursa da zevkle yanıtlarım.

16 Kasım 2012 Cuma

KREMALI MANTAR ÇORBASI

 Bazı tariflerimi herkesin bildiği şeyler düşüncesiyle bazılarını da fotoğraf kalitesini beğenmediğim için bloğa koymuyorum. İşte bu çorba da arşivimin tozlu rafları arasında yer almış, çoktaaan unuttuğum bir tanesi. Yooo, öyle dediysem çorbayı yapmıyorum demek istemiyorum. Başta kızım olmak üzere hepimiz çok seviyoruz  ve çok sık yapıyorum ancak çok basit diye düşündüğüm için yayınlamamıştım. Ancak dün kurstan arkadaşım Canan hanım tarifi isteyince ben de kendisine söz verdim tarifi bloğumda tüm ayrıntılarıyla yazacağıma. Eve gelip arşivime göz gezdirdiğimde çok eskiden çekilmiş olan bu fotoğrafları buldum.  Fotoğraf kalitesi iyi olmasa da (daha sonra değiştireceğim) şimdilik bununla idare edelim.
Tarife geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Daha önce de paylaştığım gibi bütün çorba ve pilavlarda evde yapıp porsiyonlar halinde dondurduğum tavuk, et veya kemik sularını kullanıyorum.
Besleyiciliğinin yanı sıra, katkı maddeli gıdalardan uzak kalırken de lezzetten ödün vermemek gerektiğine inanıyorum.Lafı uzatmadan tarife geçeyim.

Malzemeler
1) 1 paket (400 gr) kültür mantarı
2) 2 çorba kaşığı tepeleme un
3) 2 çorba kaşığı zeytinyağ (et suyu kullanmazsanız 1 kaşık da tereyağ)
4) 1 adet kuru soğan
5) 100 gr. krema (Ben sağlık nedenlerimden ötürü krema yerine 1,5 bardak süt kullanıyorum)
6) 1 su bardağı tavuk suyu veya su
Yapılışına geçmeden önce bir uygulamamı da paylaşayım istiyorum. Burda olduğu gibi unun kavrularak hazırlanacağı yemek ve çorba terbiyeleri için ben uygun zamanımda  unu yağsız olarak tavada hafif kavurup soğuttuktan sonra buzdolabı poşetine koyup dolaba kaldırıyorum. Bu şekilde çok daha pratik oluyor. Lazım olduğu zaman bir de un kavurma işlemine gerek kalmıyor, hemen bu undan kullanıyorum.
Kültür mantarı bekledikçe kararmaya ve lezzetini kaybetmeye başlar. O nedenle mümkünse bekletmeden taze kullanmaya özen göstermek gerekir.

Yapılışı

1 Büyükçe bir tavaya zeytinyağı konur ve piyazlık doğranmış olan soğanlar hafif karamelize olana kadar kavrulur. İçerisine temizlenmiş (mantarlar çok kirli değillerse yıkamıyorum, ya üst yüzeylerini soyuyorum, ya da nemli bir mutfak havlusuyla çok iyi siliyorum) ve ince dilimlenmiş mantarlar eklenir ve ocak en yüksek ayara getirilir. Ağır ateşte pişen mantarlar içlerindeki suyu bırakır ve mantar lezzetini kaybeder. O nedenle en yüksek ateşte tava sallanarak mantarlar sotelenir.
2) Çorba tenceresi orta dereceli yanan ocağa konur.Kavrulmuş olan un,  1 litre soğuk su ve varsa bir bardak et suyu eklenir. Unun topaklanmaması için tel bir çırpıcı ile karıştıra karıştıra pişmeye bırakılır. Kaynamaya başlayınca sotelenmiş mantarlar eklenir ve karıştırmaya devam edlir. Kaynayınca karıştırma bırakılır. Eğer çorbanız çok koyu ise bir miktar daha sıcak su ekleyip kıvamını ayarlayabilirsiniz. 5 dakika kaynadıktan sonra yavaş yavaş kremayı ekleyip ocağı kapatınız. Tuzunu ve karabiberini ekledikten sonra servis edebilirsiniz.

Sıcacık çorbalar ve sımsıcak sohbetlerin masanızdan eksik olmadığı güzel günler dilerim

11 Kasım 2012 Pazar

FESLEĞEN YAĞI, PESTO SOS VE SPAGETTİ

Bir yemek yarışmasında görmüştüm bu fesleğen yağını. Görür görmez de bu yağın rengine aşık olmuş, hemen yapmak istemiştim. Ancak mevsim itibariyle taze fesleğen bulmak güç olduğundan o zaman yapamamıştım. Geçenlerde markette görünce bahar aylarında çıkanlar gibi güzel olmasalar da bu yağı yapmak için bir demet aldım. Taze yapılmış bir pesto sosun yerine geçmese de saklanmasını, uzun süre dayanırlılığını ve kullanım alanlarının çokluğunu düşünerek bundan sonra her daim dolabımda bulundurmaya karar verdim. Salata soslarına, patates salatasına, ekmek üzerine, ızgara tavukların yanında kısaca fesleğenle yenebilecek pek çok şeyde kullanabilirsiniz.
 Dün denemek için aldığım demedin bir miktarıyla bu yağı, kalanıyla da pesto sosu yaptım. Tabii bu kadar fesleğene bulaşmışken de güzel bir İtalyan spagettisi yapmamak olmazdı.

Önce fesleğen yağının tarifiyle başlamak istiyorum. Şefler ölçü vermemişlerdi ancak ben herşeyi olduğu gibi bunu da gram ölçüleriyle yaptığım için sizlerler de o şekilde paylaşayım.

FESLEĞEN YAĞI
1) 50 gr. taze fesleğenin yaprağı
2) 100 gr. sızma zeytinyağı

YAPILIŞI
1) Yapımına başlamadan önce büyük bir kaseye su ve üzerine bolca buz dökülüp su soğutulur.
2)  Fesleğen yaprakları yıkandıktan sonra bir tencere içinde fokur fokur kaynayan suya atılır. Buradaki püf noktası fesleğenler atıldıktan sonra suyun kaynaması durmamalıdır. Fesleğenler kaynamakta olan suya atıldıktan 10 saniye sonra  süzgeçli bir kepçeyle alınıp hemen buzlu suya atılır. Bu şoklama yönteminin amacı fesleğenin o muhteşem renginin korunmasıdır.
3) Buzlu suda da fazla bekletmeden bu sefer suları süzdürülerek kağıt havlu üzerine çıkarılır ve fazla suyu alınır.
4) Fesleğenler rondoya konur ve üzerine zeytinyağı ilave edilerek rondo çalıştırılır.

 5) İyice parçalanmış olan karışım içine kağıt peçete konmuş tel süzgece boşaltılr ve süzülmesi için beş altı saat kadar bekletilir. Ara sıra kaşığın tersiyle bastırarak yağın iyice süzülmesi sağlanır.

 Bütün yapacağınız bu kadar. Ben aşağı tabaktaki renge bayıldım. Ne dersiniz, aroması bir yana sadece bu rengin tabaklarınızı süslemesi yeterli değil midir?
 Soslar evde bile yapılmış olsalar uzun beklemeye gelemezler. Ama bu sadece zeytinyağı olduğu için buzdolabında uzun süre bozulmadan saklayabilirim diye düşünüyorum.
 Aynı zamanda nefis bir aroması olunca, şimdiden kafamda, "başka nelerden bu tür yağ yaparım diye" geçiriyorum.  Farklı bir aroması olan  mor fesleğenin de tabaklardaki rengini merak ediyorum.

Bu kadar methiyeden sonra Pesto sosa geçmezsem onun hakkını yemiş olurum.

PESTO SOS
Malzemeler
1) 30 gr. taze fesleğen yaprağı
2) 40 gr. yağ
3) 20 gr. çam fıstığı
4) 25 gr. parmesan peyniri. (Parmesanla aram pek iyi olmadığı için oldukça sert Bergama tulum peyniri kullandım)
5) 2 diş sarımsak
 Yapılışı
1) Fıstıklar yağsız bir tavada renkleri dönüp yağları çıkana kadar kavrulur ve soğumaya bırakılır.
2) Sarımsak ve bir tutam tuz havanda sakız gibi olana kadar dövülür. Eğer taş havanınız varsa fesleğenleri ve fıstıkları ezme işini de burda yapabilirsiniz
3) Benim taş havanım olmadığı için bu iş için rondoyu kullanıyorum. Dövülmüş sarımsak, fıstıklar, fesleğen yaprakları rondoya konur ve rondo çalıştırılır.


 4) Öğütülmüş olan malzemelerin üzerine sızma zeytinyağı ve ince rendelenmiş peynir de eklenip  rondo tekrar çalıştırılır.

 İçindeki peynir ve sarımsak aromasıyla makarnalarımızın en güzel soslarından biri olmaya aday bu pesto sosu   tavsiye ederim. Bir hafta on gün kadar buzdolabında, 1-2 ay kadar da derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Derin dondurucuda saklamak isterseniz küçük porsiyonlar halinde saklanması lezzeti açısından daha uygun olacaktır.
 Makarnaya gelince; "yerli malı yurdun malı" öğretileriyle büyüdüğümüz ve bunun da doğruluğuna inandığım için son on yıla kadar ülkemiz makarnalarından alırdım. Ancak bir dağıtım firmasından aldığım İtalyan makarnasında çocukluğumdan tadı damağımda kalmış mis gibi  durum buğdayı kokusunu aldığımdan beri yerli makarnacılarımız gücenmesinler ama  İtalyan makarnası kullanıyorum.
Polemik ve tartışmalara meydan vermemek için sözü daha fazla uzatmayıp sizleri pesto soslu İtalyan spagettisiyle başbaşa bırakıyorum.

Afiyet olsun...

5 Kasım 2012 Pazartesi

YOK YOK ÇORBASI (ZAYIFLAMA ÇORBASI)

Geçen sene bu zamanlardı sağlığımla ilgili ilk tehlike sinyallerini aldığım  zamanlar. Doktorum, eğer beslenmeme dikkat etmez ve spor yapmazsam yakında diabet hastası olacağım uyarılarında bulunmuş, mutlaka beslenmeme özen göstermemi söylemişti. Kolay değildi bizimki gibi pastaların, böreklerin, keklerin sıkça piştiği bir evde diyet yapmak. İlk şoku atlattıktan sonra yavaş yavaş tatlısız, şekersiz, gereksiz karbonhidrat alımlarının olmadığı bir beslenme tarzını yavaş yavaş oturttum. Sadece ben değil, kızım ve eşim de son zamanlarda aldıkları kilolardan dolayı  şikayetçi olduklarından diyet fikrini benimseyip bana destek verip onlar da uyguladılar.

Bu bir yıl içerisinde ben 9 kilo onlar da beşer, altışar kilo verdiler. Şeker değerlerim normale döndü,  içine giremediğim kıyafetlerimi giyebiliyor olmanın mutluluğu da cabası oldu.  
Nasıl kilo verdiğimi soran pek çok arkadaşıma nasıl beslendiğimi, neler yediğimi anlatıyorum şimdilerde. İşte bu çorba da beni tok tutan, sindirim sistemine destek olan ve zayıflamamda çok yardımı olan bir çorba. Evinizde bulunan bütün sebzelerle yapabileceğiniz hiç de zor olmayan bu çorbaya benim katkım sumak suyu eklemek. Sumak, çorbaya ekşiliğinin yanı sıra ayrıca da lezzet kattığı gibi zayıflamaya destek olup ve hiç bıkmadan 2-3 gün rahatça yemenizi sağlıyor. 
Tarif ve malzeme listesi bile vermeye gerek olmadığını düşünüyorum Ama bugün yaptığımda içine neler koyduğumu sayabilirim.

5 litrelik bir tencere neredeyse ağzına kadar doldu. Sadece 2 çorba kaşığı kadar zeytinyağında önce 2 soğanı soteledim, ardından sert olan sebzelerden başlayarak, havuç, kırmızı lahana,( evde olsaydı beyaz lahana da olabilirdi), iki adet kırmızı kapya biber, 7-8 tane köy biberi, bir kereviz, 2-3 domates, 2 adet kabak, 300 gr. kadar brokoli, bir demet maydonoz, yarım kilo ıspanak, yarım su bardağı aşürelik buğday, 3 çorba kaşığı kırmızı mercimek. Bir de hem lezzet hem de biraz protein olması açısından da 300 gr. kadar minik doğranmış beyaz tavuk eti. Eğer evde önceden hazırlamış olduğum yağı tamamen alınmış et veya kemik suyu olsaydı onu ekleyecektim. Olmadığı için tavuk etini tercih ettim.


 Geçen yıl sıcak suda beklettiğim sumak suyunu  ekleyerek hazırlıyordum. Fakat bu sene yaz başında annemin bir arkadaşının bahçesindeki erik ağacının ekşilikten yenemeyen eriklerinden yaptığımız erik püresini kullandık. Yukarıda gördüğünüz erik küplerinden iki tanesi bir tencere çorbayı yeterince ekşi yapmıştı. 

Sanıyorum temmuz ayında, annem  elinde kocaman iki torba ekşi erikle gelince önce pestil yapmak geldi aklıma ama ertesi gün yazlığa gitme telaşında olduğum için vaktim yoktu. Nasıl değerlendireceğimiz konusunda kısa bir beyin fırtınası sonrasında birazını reçel, birazını konsantre içecek birazını da işte yukarıda gördüğünüz gibi dondurucuda dondurup çorbalarda kullanmak üzere hazırladık.Konsantre eriğimizin üzerine su ilave edip yazın o sıcak günlerinde soğuk meyve suyu olarak tükettik. Küçük bir kavanoz ekşi reçelimiz halen duruyor. Bu küpler halinde olanları da çorbalarda kullanıp değerlendiriyoruz. Bizim evde hiçbir şeyin atılmadığına bir kez daha tanık oluyorsunuz. Bu eriklerin verdiği lezzeti çok sevdik. Sanırım bundan sonraki senelerde de o eriklerin en büyük taliplisi ben olacağım.

Nasıl yaptığımıza gelecek olursak.
Erikleri güzelce yıkadıktan sonra büyükçe bir tencereye koyup çok kısık ateşte pişirdik. Erikler iyice yumuşayıncaya ocağı kapadık. Ilınınca sadece çekirdekleri kalana kadar süzgeçten geçirdik. Tekrar tencereye koyup bir miktar kaynattık. Soğuduğunda da buzluklara koyup dondurduk.

Hem besleyici hem de zayıflamamıza yardımcı olan bu çorbanın yanına bir dilim tam buğday ekmeği ve küçük bir kase yoğurt sizi uzun süre tok tutabiliyor. Bu sebzelerin birebir aynısını kullanacaksınız diye birşey yok. Bir eksik bir fazla hepsi olabilir.

Şu an diyette olan kardeşlerim ve arkadaşlarım, hepinize kolaylıklar diliyorum.

Sağlıkla ve afiyetle tüketmeniz dileklerimle... 

2 Kasım 2012 Cuma

NANE-TARÇIN AROMALI KREM BRÜLE


Makaronlardan kalan yumurta sarılarının değerlendirilmesinin en lezzetli halinin  krem brüleleler olduğunu düşünüyorum.Yumurta sarılarını bazen çorbaların terbiyesinde, bazen omletlerde ve yumurta bazlı kremalar da kullansam da güzel bir krem brülenin temel malzemesi olan yumurta sarıları bizim evde hiç ziyan olmuyor. 
Krem brüleyi genellikle vanilyalı olarak yapıyorum.  Bu sefer, geçenlerde yeni çıkarttıkları ürünlerinin tanıtımını yapmak amacıyla Lipton'un göndermiş olduğu paketten çıkan nane tarçın aromalı çayı içerken lezzeti çok hoşuma gittiği için neden yaptıklarımın dışında  farklı bir lezzet olmasın diye düşününce de bu tarif ortaya çıktı. Çay olarak güzeldi ama krem brülede nasıl bir etki yaratacağını hayal edip, bayramda gelecek olan misafirlerime de sürpriz olacağını düşünerek mutfağa girdim.

Nane ferahlığının tarçın aromasıyla birleşip üstüne bir de yanık
şeker ve krema kokusu misafirlerin de beğenisini kazanınca sizlerle paylaşmaya karar verdim.Sizler isterseniz beğendiğiniz başka bir çayla veya aromayla deneyebilirsiniz.
Malzemeler
1) 225 ml. krema
2) 125 ml. süt
3) 75 gr. şeker
4) 3 yumurta sarısı
5) 2 küçük poşet nane- tarçın aromalı çay
6) Üzerine dökmek için 4-5 kaşık şeker

Yapılışı
1) Süt ve krema orta boy bir tencereye konur ve karıştırılarak bir taşım kaynatılıp ocak kapatılır. İçine çay poşetleri eklenir ve tencerenin kapağı kapatılır. 30-40 dakika çayın aromasının kremaya geçmesi için bekletilir. Sürenin sonunda çay poşetleri parmak uçlarıyla sıkılarak kremanın içinden çıkarılır.
2) Yumurta sarıları ve şeker bir çırpma kabında mikserle çırpılır. Soğumuş olan süt tekrar ısıtılır ve bir yandan yumurta sarıları çırpılırken azar azar iplik gibi olacak şekilde yumurtaya ilave edilmeye başlanır.Kremanın sıcaklığı ile yumurtaların pişme ihtimalini gözönünde bulundurarak çok ince bir şekilde dökülmesi gerekmektedir.  Sütün tamamı döküldükten sonra bir süzgeç yardımıyla süzülerek bir sürahiye boşaltılır.
3) 2cm. yüksekliğinde 10 cm çapında 6 adet krema kabı fırın tepsisine yerleştirilir ve karışım kaplara paylaştırılır.  Üzerinde çırpmadan oluşmuş olan köpükler varsa bir kağıt havlu yardımıyla alınır.
4) 100 derecedeki önceden ısıtılmış fırında bir saat kadar pişirilir. Sürenin sonunda kapları hafifçe salladığınızda krema sallanıyorsa, suluysa kontrollü olarak bir miktar daha pişirilir. Kenarlarının pişmiş ortasının da çok hafif sulu olması gerekmektedir.
5) Fırından çıkardığınız brüleler önce oda ısısına gelmeli, daha sonra da dolaba kaldırılmalidır. Servisten hemen önce üzerlerine  bolca toz şeker serpilip, varsa; pürmüzle, yoksa fırının ızgarasının iyice kızdırılıp fırının içinde çok kısa süre tutulup şekerin yakılması gerekmektedir.

Farklı aroma ve lezzetiyle ben çok sevdim bu brüleyi. Umarım sizler de beğenirsiniz.

Afiyet olsun...

Yönetici Giriş Paneli


Special design for Işıl'ca Tatlar by GeCe