11 Mayıs 2008 Pazar

DULCE DE LECHE KREMALI PASTA



Bir haftadır annemin evinde süren (ustalarımız yüzünden ne zaman da biteceği belli olmayan.....) tadilat, benim de sürekli onların başında bulunmamı gerektirdiğinden bu gün için özel bir şey planlamamıştım. Annemin bizim misafirimiz olması ve bizim evde geçirilecek bir gün olduğu için bir şeyler yapmadan da durmak istemedim.

Çabuk yapılabilen ve evdeki malzemeler de değerlensin diyerek yaptığım bu pasta, karamel tadını çok seven bizleri memnun etti.

Pastayı yaparken karamel tadının belli olmasını istediğim için bir meyve veya aroma verecek herhangi birşey kullanmadım. Tamamen benim ürettiğim doğaçlama bir pasta oldu. Yalnız Cenk'in (Cafe Fernando) Dulce de Leche'li pudinginden esinlenerek ve ufak bir değişiklik yaparak beyaz bir krema ile kapladım.

Malzemeler
1 adet sade pandispanya patı
ve ıslatmak için 1/2 su bardağı süt

Krema malzemeleri
1) 2/3 bardak Dulce de Leche (Türkiyede satılmayan bir ürün olan yoğunlaştırılmış konsantre sütten yapılan bu lezzet için sizleri Zinnur, Münevver, Cenk ve Tülin'in bloglarına davet ediyorum)
2) 2 su bardağı süt

3) 1/4 bardak nişasta
4) 1/4bardak şeker
5) 100 gr. beyaz çikolata

Yapılışı
Servis tabağına aldığım bir adet pandispanya patını fırça yardımıyla bir bardak süt ile ıslattım. Dulce de leche çok şekerli bir tatlı olduğu için kullandığım şeker oranını çok azalttım veya burada olduğu gibi içine şeker ilave etmeden ıslattım.

Küçük bir tencerede nişasta, şeker ve sütü kısık ateşte karıştıra karıştıra pişirdim. Koyulaşınca içine rendelenmiş çikolata parçalarını ilave ederek erimelerini sağladım. Ayrı bir kapta çok yoğun olan Dulce de Leche'yi kaşıkla iyice çırpar gibi karıştırarak daha yumuşak bir hale getirdim ve muhallebinin yarısını bunun içine ilave ederek yine iki malzeme bütünleşene kadar bu işleme devam ettim.Sütle ıslattığım pandispanyanın üzerine dulce de lecheli kremadan bir kaşık kadar ayırarak önce bu kremayı onun da üzerine de sade olan kremayı yayarak üzerini düzelttim. Ayırmış olduğum bir kaşık krema ile üzerini süsledim ve kavurduğum badem tanelerini de üzerine dizerek pastayı tamamladım.

Birkaç saat dolapta bekleyen pastamız yalnız başına yendiğinde çok tatlı olan Dulce de leche ve çikolata ilavesine rağmen beklediğimden daha hafif ve lezzetli olmuştu. Öyle ki; sizlere içini de gösterebilmek adına bir diliminin dahi fotoğrafını çekemedim.

Herkese afiyet olsun deyip güzel bir hafta dilerim.

10 Mayıs 2008 Cumartesi

TURŞULU KÖFTE (ÇORTİ TAPLAMASI)

Son günlerde çok ender olarak bilgisayarın başına geçebildiğim anlardan birinde bu ayın etkinlik konusunun bulgur olduğunu görünce yine Bitlis mutfağının meşhur yemeklerinden olan bu köfte ile etkinliğe katılmak istedim.İlerki günlerde daha da artacak yoğunluğumdan dolayı vakit bulamam diyerek çok erken olmasına rağmen daha önceleri yapıp arşivimde fotoğrafları bulunan bu yemeği sizlere de tanıtarak biraz da doğu yemeklerinin tadına bakmanızı arzu ettim. YE/34 Bulgur etkinliğini düzenleyen Deryadan Lezzetler'e şimdiden teşekkür ediyor kolay gelsin diyorum.

Bu yemeği genellikle de artık kışın bittiği ve elimizde kalan son turşuların da değerlendirilmesi amacını güderek ilerki günler için yayınlarım diye düşünüyordum. Hatta birkaç ay önce sevgili Münevver'in turşu suyunu kullanarak yaptığı çorba da bana bu yemeği çağrıştırmıştı. O nedenle hem etkinlik yemeği hem de yayınlamak arzusunda olduğum bir yemek olduğu için 'bir taşla iki kuş vurmuş' gibi oldum.

Benim, Bitlisli bir babaannenin torunu olarak küçüklüğümden beri aşina olduğum ve severek yediğim bulgurlu yemekleri çocuklarımın ve eşimin de seviyor olması bulgurun faydalarını da gözönünde bulundurarak beni çok mutlu ediyor. Çok önceleri rahmetli olan babaannemden bu yemeklerin yapılışını öğrenmiş olan anneme (annemin doğu kültürüyle hiç ilgisi yok; kendisi göçmendir) bir kez de buradan teşekkür ediyorum. Yaklaşmakta olan 'ANNELER GÜNÜ' için de bütün annelerin bu özel gününü kutluyor, evlatları ile birlikte geçirecekleri güzel günler diliyorum.

Yemeğin yapılışına geçmeden önce turşu suyu ile yapılan ve biraz tuzluca olan bu yemeği tansiyon hastası olan kişilere tavsiye etmiyorum. Eğer turşunuzun suyu çok tuzlu değilse veya turşu suyunu daha az kullanarak yapabilirsiniz Ancak yine de dikkatli olmak lazım diye düşünüyorum.

Tabii annemin yine ölçüsüz, göz kararı ile yaptığı bu yemeği sizlere aktarabilmek için ölçerek yaptık. Şöyle ki;

MALZEMELER

1) 2 su bardağı çok ince bulgur (aşurelik buğdayın öğütülmüşü olan göce de denen bulgur türünden daha iyi oluyor)
2) 1 su bardağı un
3) 1 yumurta
4) İstediğiniz kadar lahana turşusu (Büyük bir kase)
5) Turşu suyu (3-4 bardak)
6) Tereyağ ve kırmızı pul biber
7) 4- 5 diş sarımsak

YAPILIŞI

Öncelikle lahana turşularıyla, suyu bir tencereye konur ve içine turşu suyu kadar da içme suyu ilave edilerek pişmeye bırakılır. Orta ateşte pişerken bulgur, un ve yumurta bir kapta azar azar kontrollü olarak kaynamakta olan turşu suyu ilavesi ile ıslatılarak çok iyi yoğurulur. İçinde et de olmadığından dağılmasın diyerek özleşene hatta macun kıvamına gelene kadar yoğurulur. (Bu malzemeler turşu suyu ile yoğurulduğu için ayrıca tuz ilave edilmez) Hamurdan cevizden biraz küçük parçalar koparılıp avuç içinde önce yuvarlanıp sonra yassıltılarak köfte(taplama) biçimi verilerek bir tepsiye dizilir. Bütün hamur bu şekilde köfte haline getirildikten sonra bu arada pişmiş ve kaynamakta olan turşulu suyun içine atılarak pişmeye bırakılır. 5 dakika sonra pişip pişmediği bir tanesinin tadına bakılarak kontrol edilir. Eğer pişmemişse biraz daha pişirilir.

Bu arada bir parça tereyağ bir sahanda eritilir hafif kızdırılır ve içine kırmızı biber ilave edilir. Pişmiş olan çorti taplamamız(turşulu köfte) servis tabaklarına alınarak içine dövülmüş sarımsaklar ilave edilip karıştırılır ve üzerine biberli yağı dökülerek servis yapılır.

Ev halkı olarak çok sevdiğimiz bu yemeği ben daha çok da bu mevsimlerde, kalmış hatta bozulmaya yüz tutmuş olan turşuları değerlendirmek için sıklıkla yapıyorum. Yukarıda da dediğim gibi eğer turşunuz çok tuzlu değilse ilave ettiğiniz içme suyunun oranını azaltarak ya da çok tuzlu ise artırarak da yapabilirsiniz.

Aaaaaa! şunu da eklemeliyim ki; Bu yemeği yedikten sonra su ihtiyacınızı karşılamak ve hazmı kolaylaştırmak adına bolca çay içmeniz tavsiye olunur.

Afiyet olsun diyerek, bir kez daha bütün annelerin 'ANNELER GÜNÜNÜ KUTLARIM'

01 Mayıs 2008 Perşembe

İNCİRLER BİTMEDEN REÇEL YAPIN


İncir mevsimi geldiiiiiii...

Her sene spesiyalim olan incir reçelini tekrar yaptım. Tarifini merak eden arkadaşlar benim eski yazılarıma bakabilir ya da buradan ulaşabilirler.

Yapacak olan akadaşlara dikkat etmeleri gereken unsurları hatırlatayım:
İncirleri daha ufak iken alıp hemen reçeli yapmanızı tavsiye ederim. Bu aralar tam zamanı. İleriki günlerde incirler daha olgunlaşıp, irileşince içindeki çekirdekler de büyüdüğü için reçelinizin tadını, rengini, görünümünü bozacaktır. Hem de çekirdekleriyle yenmesi hiç hoş olmaz.

Kızımın okuldan en iyi arkadaşlarından biri incir reçelini çok seviyormuş, renginden dolayı. Eee... Hak vermemek elde değil. Bizim de evde hem tadına hem de rengine bayılarak yediğimiz reçellerden biri. Her ne kadar sevgili kızım sevmese de... (Evladım biraz arkadaşlarını örnek alsan...)

Yapmak isteyen arkadaşlara kolay gelsin ve afiyet olsun diyorum.

29 Nisan 2008 Salı

DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK


Geçtiğimiz günlerde internet günlükleri arasında dolaşan ve Doctus'un öncülüğünü yaptığı Dünyayı Güzellik Kurtaracak mimi ile Çocuk İstismarını Önleme adlı kampanyadan sevgili Burçin sayesinde haberim oldu. Bu konuda ben de tüm anneler gibi duyarlıyım ve Doctus'u bu girişiminden dolayı destekliyorum.
Özellikle çocuklarımızın son zamanlarda bilgisayarın önünden kalkmadan, neredeyse yirmi dört saat oynadıkları şiddet içeren oyunlar, bazı paylaşım sitelerinde, müzik kanallarında, kliplerde, filmlerde izledikleri pornografik özelliği ağır basan görüntüler bir vatandaş olarak midemi bulandırıyor. Aynı zamanda bir anne olarak çocukların, gençlerin bu programlardan psikolojik açıdan kötü bir şekilde etkileneceğini düşünüyorum. Anne olan, olmayan her blogcunun da benimle aynı fikirde olduğuna kanaat getirdim, arkadaşların yazılarını okuyunca.
Her ne kadar kendi çocuklarım diğer blogcu arkadaşlarınkilere göre yaşça daha büyük olsalar da bu benim onlar için endişelenmemi engellemiyor. Sadece annelerin bu konuda duyarlı olmasının yetmeyeceğini, bu konuda yasal olarak önlemler alınmasını, var olan önlemlerin de genişletilmesini diliyorum. Toplum olarak çocuk istismarına karşı yapabileceğimiz pek çok şey olduğuna inanıyorum. Bence sivil toplum kuruluşlarının ve devletin, ailelere, şiddetin, pornografinin, küçük yaştaki çocukların üstünden ticaret yapılarak para kazanmanın maalesef ülkemizde yaygın hale geldiğini göstermesi ve bu konularda eğitim vermesi gerekiyor.
Burçin'ciğime hem bilgisini hem de bu yararlı mimi benimle paylaştığı için teşekkür ediyor, sorumu cevaplıyorum.
Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
Çocukluğumun geçtiği Ankara'da ilkokul öğretmenimin öğrettiği aşağıda sözlerini yazdığım bu şarkının melodisini duyduğumda hala o sözler zevkle dudaklarımdan dökülür. Şimdi rahmetli olduğunu düşündüğüm öğretmenimi de hatırlamış, anmış olurum. Bu nedenle bu mimi çok sevdim. İşte sözler...
Ilgaz Anadolu'nun
Sen yüce bir dağısın.
Baharla yeryüzünde
Güzellerin bağısın.

Yalçın kayalıkların
Göklere yükseliyor.
Senin dumanlı başın
Bulutları deliyor.

Yükseklerden akıyor,
Ne güzel berrak sular.
Eteklerinde otlar,
Sürülerle kuzular.
Bir anne olarak; halen daha bu mim'e katılmamış olan arkadaşlarımı davet ederek onların da bu konudaki duygu ve düşüncelerini öğrenmek isterim.

27 Nisan 2008 Pazar

OĞLUMUN DOĞUM GÜNÜ PASTALARI

Sevgili arkadaşlarım, yine arayı çok açtığımı beni ziyaret eden arkadaşlarımı merak ettirdiğimi biliyorum. Ancak 10 gün önce Mersin'de oturan kardeşim ve yeğenimin bizleri ziyaret için İstanbul'a gelmesiyle onlarla doyasıya gezip tozunca değil bloğuma bir şeyler yüklemek,sizleri ziyaret edebilmek, bilgisayarın başına dahi oturma fırsatım olamadı. Bir de geçtiğimiz perşembe günü doğum günü olan oğlum için yaptığım pastalar araya girince bu durum kaçınılmaz oldu. Bu nedenlerle beni anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyorum.

Gelelim pastaların hikayelerine; 24 Nisan doğumlu olan oğlum 'Anne artık büyüdük, evde sürpriz bir doğum günü filan hazırlama!' dedi. Bu söz üzerine ben de rahat rahat gezerken arkadaşlarının ona sürpriz olarak bir kutlama yapacaklarını öğrenmemle beni bir telaş aldı. Nasıl bir pasta yapayım diye epey düşündükten sonra son zamanlarda kay kay'a merak salan oğlum için üzerinde kay kay ve onu temsilen de bir figür yapma fikri çok cazip geldi.

Ancaaaak, insan figürü yapmanın öyle göründüğü kadar kolay olmadığını işin başına geçince anladım ve bu işi çok ustalıkla yapan arkadaşlarımı bir kez daha takdir ettim. Bu konuda hiç bir deneyimim (şeker hamuruyla insan modelleme)olmamasına rağmen böyle bir şeyi nasıl düşünebildiğimi halen daha anlayabilmiş değilim. Cahil cesareti bu olsa gerek.Bir de siyah diye aldığım (üzerinde black yazmasına rağmen) jel gıda boyasının mavi çıkması, hiç kullanmadığım gıda kalemlerinin bitmiş olduğunu görmem de epey canımı sıktı. Neyse hemen çark edip yine hobileri arasında olan gitar , i-pod ve kay kay modellemesiyle pastasını süslemiş olmam onu çok mutlu etmişti.Ben modellemelerimi bunca tersliğe rağmen ve aceleyle yaptığım için hiç beğenmedim ancak onun hobilerini yansıtan bir pasta olduğu için oğlum ve arkadaşları çok mutlu olmuşlar. Doğum gününü bir cafede kutladıkları için, içi çikolatalı, krokanlı, vişneli pastanın tadına bakma şansım olmadı. Ancak arkadaşlarının 'bize de böyle bir Anne lazım' demelerinden pastamın çok beğenildiği anlaşılıyor.

İkinci pasta ise akşam evde yapılacak kutlama içindi. Genel istek üzerine hafif ve çilekli bir pastada anlaşmıştık.İçinde bolca çilek ve pastacı kreması kullandığım bu pastanın kenarlarına sepet örgü tekniğini uyguladım Üzerindeki çileklerin parlaklığını koruması için Dr Oetker'in paket jölesini üzerinde yazan tarife göre hazırlayıp fırça ile sürdüm.Kardeşlerim ve ev halkı çok hafif olduğunu söyleyerek yediler.

Sürpriz bir bebek olarak dünyaya gelmenin ardından 16 yılın nasıl da çabucak geçtiğini, bana yaşattığın mutlulukları, heyecanları düşünmek bile çok keyifli. Canım oğlum iyi ki doğmuşsun, iyi ki hayatımdasın.İnşallah daha nice yaşlara tüm sevdiklerinle beraber girersin yavrum.

Bu iletimi yazmaya başladığımda saat 18 sularıydı. Yine evdekilerin bilgisayara olan ihtiyaçlarından (ödevler, projeler ve eve getirilen işler) dolayı sürekli kesintiye uğradığından kısmetse saat 24 sularında yayımlayabileceğim. Umarım bu sözlerimle durumu anlatabilmişimdir.Sizleri daha fazla merakta bırakmamak adına bu yazıyı yayınlayıp tariflerini bir sonraki iletimde göndersem çok ayıp etmiş olmam değil mi?

Bütün arkadaşlarıma güzel ve bol tarifli bir hafta dilerim.



18 Nisan 2008 Cuma

CHEESE KEK TARİFİ VE BİR DÜĞÜN






Düğün, dernek, kermesler derken yine arayı çok açtığımı farkettim. Ancak birkaç gündür yine bilgisayarda oluşan problemler de buna eklenince canım çok sıkıldı.Sevgili Burçin'in duruma el koymasıyla problemi hallettiğimi düşünüp mutlu bir şekilde yazmaya başlıyorum. İnşallah bir sorun çıkmaz da bu gönderimi sağ salim yayınlayabilirim.

Bir önceki iletimde çikolatalı cheese kekin tarifini vereceğimi söylemiştim. Ancak tarife geçmeden önce biraz düğünden söz etmek istiyorum.

Güzel ve heyecanlı koşuşturmalar pazar günü sevgili komşum Siran'ın kızı Serli ve nişanlısı Aren'in muhteşem düğünleri ile son buldu. Daha önceleri birkaç kez cenaze törenleri için gitmiş olduğum kilisede düğün gibi hoş bir merasim amacıyla bulunmak benim için çok ilginçti. Çok şık misafirlerin arasından upuzun duvak ve gelinliğiyle adeta bir kuğu gibi süzülüp gelen akıllı, kibar gelinimiz çok güzel, damadımız da çok yakışıklıydı. Kilisedeki törenden sonra büyük bir otelde önce kokteyl ardından da düğün yemeği ile son bulan gecede onların bu mutluluğunu paylaşmış olmak bizleri de çok mutlu etti.

Serli ve Aren'e ömür boyu mutluluklar diler, darısı evlenmek isteyen tüm bekarların başına derim.

Şimdi de söz verdiğim cheese kekin tarifine geçeyim. Bu keki yaparken klasik tariflerin dışında, peynirli kısmında hem lor peyniri hem yoğurt hem de labne kullanarak farklı bir lezzet yakalamak aynı zamanda da krema peynirleriyle yapılanlara göre daha az yağlı olabilir düşüncesindeydim. İçine ilave ettiğim portakal suyunun da katkısı ile çikolatalı ve hafif ekşimsi tadıları seven biri olarak sonuç beni memnun etti. Yalnız şunu da söylemeliyim ki yalnız krema peynirleriyle yapılanlara göre sanırım lor peynirinin etkisiyle daha tok bir dokusu vardı.

Bir önceki iletimde söylediğim gibi bu kekin tabanında elimdeki kestaneli makaronları kullandım. Makaronları fırında kuruttuktan sonra robotta çekip ilave ettiğim 70 gram tereyağı ile yoğurup 22 cm.lik kelepçeli kalıbın dibine bastırarak yerleştirdim. Siz isterseniz beğendiğiniz bir tabanı kullanabilir veya;

1 paket ince çekilmiş Eti Burçak bisküvi ve 75 gr. erimiş tereyağını karıştırıp, yoğurup kalıbın dibine yerleştirerek de yapabilirsiniz.

Cheese Kek'i için malzemeler

200 gr. tatlı taze lor peyniri

200 gr . tatlı torba yoğurdu

400 gr. labne peyniri

3 yumurta

2 çorba kaşığı portakal suyu

2/3 bardak krema

200 gr. küçük parçalara kesilmiş çikolata

Hazırlanışı

Cheese keki hazırlamak için lor peyniri, yoğurt ve labne peyniri bütünleşinceye kadar mikserle kuvvetlice çırpın. Bu arada kremayı ayrı bir sahanda kaynama noktasına kadar getirin ve ocağı kapatıp içine çikolata parçacıklarını ilave edin. Karıştırarak çikolatanın erimesini sağlayın. Portakal suyunu ekleyin ve peynirli karışıma katın. Yumurtaları teker teker her seferinde mikserin orta devrinde az çırparak ekleyin.Bu malzemeyi tabanını yerleştirmiş olduğunuz kalıba dökün. Önceden ısıtılmış 175 derecedeki fırında 45-60 dak. arasında kenarları tutuncaya kadar pişirin. (Bu arada fırınınızın tabanına bir kap içinde su koyarsanız pişme sırasında kekde meydana gelebilecek çatlamaları önlersiniz) Fırından çıkarırken cheese kekin ortası hala tam pişmemiş olmalıdır. Fırın kapağını hafif aralayarak ve keki fırından çıkarmadan soğutun. İyice soğuduktan sonra buzdolabında bir gece bekletin. Ben eritilmiş beyaz çikolata ve çilek taneleri ile üzerini süsleyip servis yapmıştım. Sizler de istediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.

Yorumlarıyla beni çok mutlu eden arkadaşlarımdan bu gecikme için özür diler, herkese güzel sağlıklı günler diler afiyet olsun derim.


09 Nisan 2008 Çarşamba

GEÇEN HAFTANIN LEZZET GEÇİDİ

İzmir'den döndüğümden beri öyle yoğun bir hafta geçirdim ve üst üste biriken öyle çok şey oldu ki nereden başlayacağımı bilemedim. Sizleri merakta bırakmamak için bu gönderimde hepsini şöyle bir özet geçip bunlardan yeni bir tarif ve kurtarma çalışması olarak cheese keki bir sonraki gönderide anlatmak istiyorum.

Aşağıda gördüğünüz ilk guruptaki üç resim oğlumun son anda 'Anne bugün ve yarın okulda yiyecek kermesi var ve senin de birşeyler yapman gerekiyor' diyerek son dakikada haber vermesi ile hazırlamış olduğum şeker hamuru kaplı kurabiyeler ve çikolatalı küçük keklerdi. Yiyeceklerin satışında da bizzat bulunarak güzel iki gün geçirmiştim.









Aşağıda görülen cheese kek ise bir makaron faciasından dolayı ortaya çıkan makarondan çok kek görünümünde olan kurabiyeleri değerlendirmek adına yaptığım bir tarif oldu. Arkadaşlarımızın ziyaretine giderken götürmek için yaptığım makaronlardan kestaneli olanlar benim hatam yüzünden (kestane püresini hem sıcak hem de tarifinden fazla miktarlarda koyduğum için, sanki bunların çok nazik kurabiyeler olduğunu bilmezmişim gibi) tepsiye yayılınca bunları götürememiş dolaba kaldırmıştım. Dolabı her açtığımda gördüğüm makaronlar bana sürekli göz kırparak adeta cheese kek'e çok yakışırım der gibi bakınca artık durum kaçınılmaz olmuştu. Bu kurabiyeler daha başka nasıl değerlendirilebilirdi bilmiyorum ama cheese kek'e ayrı bir lezzet verdiğini tadınca anladık. Altı kestaneli, bademli; üzeri de bol çikolatalı kekin tadı içindeki malzemelerden dolayı biraz fazla olsa da bundan sonra yapacağım cheese kek tabanlarında badem unu kullanmam konusunda bana ilham verdi.
İşte bazen olmayan, kıvamı tutmayan yiyecekler, bizleri yeni çare arayışları sonunda bu tür lezzetlerle buluşturabiliyor. Hem malzemeler ziyan olmuyor hem de yeni bir lezzet yakalamış olmanın sevincini yaşıyorsunuz.
Bu cheese kekin tarifini bir sonraki iletimde yazmayı planlıyorum.

Altta gördüğünüz koko kurabiye ve mantarlı poğaçaları ise daha önceki bir gönderimde sözünü ettiğim yetiştirme yurdunda kalan iki kardeş için planlayıp yapmıştım. Ancak hafta sonu araya başka işler girmesi ile onları ziyarete gidememiş bir kısmını geçtiğimiz cumartesi günü İreks'e yaptığımız gezide yolda yemek için yanıma almıştım. Bunlardan koko kurabiyenin tarifini daha önce sizlerle paylaşmış olduğum için tarif yazmayacağım. Poğaça da yine daha önce yaptığımla aynı olup farklı olarak iç malzemesinde sotelenmiş mantar ve soğan kullandım.





Veee.... haftanın en güzel olayı sevgili Mutfağım ve ben'in sahibi sevgili Duygu'cuğumun düzenleyip bizleri davet ettiği İreks'e cumartesi günü yapmış olduğumuz geziydi. Blogcu kardeşlerimle tanışmak, sohbet etmek ve İreks'de ustamızın eşliğinde mamulleri tanımak ve uygulamalarını görmek çok ama çok güzel, aynı zamanda da eğlenceli bir gün geçirmeme sebep oldu. Başta bu davet ve misafirperverliği için Duygu'cuğuma sonra tüm İreks çalışanlarına bizleri bilgilendirdikleri ve pasta yapımındaki teknikleri öğrettikleri için çok teşekkür ederim. Bloglarını zevkle izlediğim Duygu, Burçin, Nesrin, İlker, Delfina, Arzu, Mine, Zerrin ile tanışmak gerçekten beni çok mutlu etti. Bundan sonra da umarım daha sık görüşebilir bu dostluğumuzu ilerletiriz. O günle ilgili daha fazla bilgi ve resim görmek isteyen arkadaşlarımı Burçin'in ve Duygu'nun bloğuna davet ediyorum.
İşte geçen haftanın özetiydi bunlar. Son iki gündür de üst komşumun kızının bu pazar günü evlenecek olması nedeniyle biraz çarşı pazar gezmesi ve çeyizlerinin ütülenmesi işine zevkle, severek yardım ediyorum. Çok güzel hazırlıklar bunlar. Allah herkesin evladına böyle güzel günleri göstersin deyip herkese güzel günler diliyorum.
Böylesi yoğun geçen günlerden dolayı sizleri sık ziyaret edemediğim için üzülüyorum ancak düğünden sonra bu açığı kapatacağım günleri bekliyorum.
Herkese güzel günler diliyorum.

02 Nisan 2008 Çarşamba

ENGİNAR DOLMASI


Ayrılırken kısa bir mola demiştim, ancak İstanbul'a dönüşüm birkaç gün olmasına rağmen evde biriken işler nedeniyle bir türlü bilgisayarın başına oturmak kısmet olamadı. Tatiller güzel de bir de dönüşümüzde bizleri bekleyen yığınla iş olmasa daha da güzel olacak diye düşünüyorum. Bu arada bana güle güle git ve dön diyen bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Ben de hepinizi çok özledim.

Annemle birlikte İzmir'de oturan ve rahatsız olan dayımı ziyarete gitmiştik bu süre içerisinde. İzmir'e daha önceleri pek çok kez gitmeme rağmen özellikle de yazları tatile giderken veya dönerken uğrayıp fazla gezme şansım olmazdı genelde. Ama bu kez Kuşadasında oturan kuzenimin de İzmir'e gelmesiyle gezme şansını yakaladım ve İzmir'i çok ama çok beğendim. Hele ki benim orda bulunduğum süre içinde bütün İzmir'lileri Expo 2015 heyecanı sarmış nereye gitsek o konudan konuşulur olmuştu. Dün yapılan oylama sonucunda bu şansı yitirmiş olamıza ben de çok üzüldüm. İnşallah bir dahaki sefere bu fuar İzmir'de düzenlenir diyorum.
İzmir doğasıyla, tarihiyle, iklimiyle ve özellikle de ilgi alanıma girdiği için yemek ve mutfak kültürüyle çok güzel bir şehir. Hele ki pazarlarında yakın köylerden gelmiş olan tazecik otlar, sebzeler çok güzel kokuyorlardı. İşte yukarıda gördüğünüz enginarlar da onlardan birisi. İstanbul'da bu kadar taze enginar bulma şansı olmadığı için pek yapmadığım bu dolmayı mutfak konusunda çok yetenekli olan kuzenim benim isteğim üzerine yaptı. Harika bir lezzet ve tazelikteydi.Burdan bir kez daha teşekkür ederim Meral'ciğim.

Sözü daha fazla uzatmadan bu yemeğin tarifine geçeyim.

Biz kalabalık bir aile yemeğinde olduğumuz için 10 adet enginar almıştık. Malzemeleri de bu sayıdaki enginarı düşünerek ayarladık.

Malzemeler

1) 10 adet enginar

2) 1 bağ taze soğan

3) 2 demet dereotu

4) 1 demet maydonoz

5) Her bir enginar için 1,5 çorba kaşığı pirinç

6) 4 çorba kaşığı zeytinyağ

7) 3-4 adet limon

Yapılışı

Öncelikle dolmamızın iç harcını hazırlamamız gerekmektedir. Çünkü kesilmiş olan enginarları kararmamaları için fazla bekletmemeliyiz. Bu nedenle yıkanmış pirinç ve ince kıyılmış bütün yeşillikler zeytinyağıyla birlikte bir kaba konur tuzu da ilave edildikten sonra harmanlanır. Arzu ederseniz enginarları saplarıyla birlikte aldıysanız onların da dış kabuklarını soyup içlerini bu harcın içine doğrayabilirsiniz.

Daha sonra büyükçe bir kaba bol su konur ve içine iki adet limon sıkılır.Enginarların dikenli olan uç kısımları keskin bir bıçakla kesilip en dıştaki sert olan kalın yaprakları iki üç sıra elle koparılıp atılır. Kararmaması için de hemen limonlu suya konur. Yine limonlu suyun içindeyken bu kez de en içteki çok küçük yapraklar elle çekerek koparılır ve tüylü kısmı da tatlı kaşığı yardımıyla çıkarılır.Bir yandan da yapraklar dışa doğru çekilerek ortalarının harcı alabileceği şekilde açılır. Pirinçli malzeme enginarların ortalarına doldurulur ve bir tencereye dizilir. Yine enginarların yarısına gelecek şekilde bol limonlu su hazırlanır ve tencereye dökülür. Tencerenin ağzı önce yağlı kağıtla sonra da alüminyum folyo kağıdıyla sıkıca kaplanır ve tencerenin kapağı kapatılır. Kaynayana kadar harlı daha sonra da orta ateşte 1,5 saat kadar pişmeye bırakılır. Sürenin sonuna doğru pişip pişmediği kontrol edilir. Eğer hala daha sertse sıcak su ilave edilebilir. Piştikten sonra yine tencerenin ağzı sıkıca kapalı tutularak soğuması beklenir.Soğuduktan sonra birkaç saat dolapta bekletilen enginar dolmamız servise hazırdır.

Afiyet olsun der ağız tadınızın bozulmamasını dilerim.

2

19 Mart 2008 Çarşamba

KÜÇÜK BİR MOLA...


Mevlit Kandilinizi kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
Işılca Tatlar bugün itibariyle sevgili akrabalarını ziyaret etmek, biraz enerji toplamak ve biraz da gezmek amacıyla minik bir tatile giriyor.
Bu arada bloğa yeni bir tarif ekleyemesem de fırsat buldukça sizleri ziyaret etmeye çalışacağım. Evimden uzak olduğum süreç içinde sizleri ve güzel yorumlarınızı çok özleyeceğim. Bütün arkadaşlarıma güzel ve bol tarifli günler dilerken, sizleri daha öncelerde yapmış olduğum Mini Pastalar ile başbaşa bırakıyorum.

15 Mart 2008 Cumartesi

GLORİKLİ GARİ AŞI


Sevgili LAMA'nın ev sahipliğini yaptığı bu ayki etkinliğin konusu çorbalar. Türk mutfağında önemli bir yer tutan bu konuyu seçtiği için sevgili LAMA'yı kutluyor evsahipliğinde ona kolaylıklar dileyip teşekkür ediyorum.

Yaz kış soframızdan hiç eksik etmediğim ve tüm ev halkının çok sevdiği çorbalar etkinliğine kışa uygun bir çeşidi olan bu yöresel çorba ile katılmak istedim. Geçtiğimiz günlerde sevgili Gül'ün(Damak tadı)bloğunda onlara bir komşularının verdiğini söylediği bu çorbanın fotoğrafını görünce yapmak için Mersin'de oturan ortanca kardeşimin yanında olan annemin dönmesini bekledim.Bekledim diyorum, çünkü yöresel bir çorba olan bu yemeği bizlere hep annem yapardı. Bitlis mutfağının en güzel örneklerinden olan bu çorbanın yapımını genel olarak biliyordum ancak hiç tek başıma yapmamış ve ölçülerini de tam olarak bilmiyordum.

Yapımı zor değil ancak içerdiği malzemelerin çeşitliliği ve birkaç ön pişirme işlemine tabi tutularak hazırlanması bir hayli zamana ihtiyaç duyulmasına neden olmaktadır. Herşeye karşın ekşili lezzetleri sevenlerin mutlaka denemesi gerektiğini düşündüğüm çok besleyici, doyurucu ve lezzetli bu çorba bizim evde
çok sevilerek yenir, adeta bayram edilir. Hatta çocuklarım adını da kusursuz çorba olarak değiştirerek beğenilerini ortaya koymuşlardır. LAMA etkinlik için çorbalar konusunu seçerken bebeklerin de bundan faydalanabileceğini söylemişti.Taneli bir çorba olduğundan dolayı bebeklere belki doğrudan verilemese de süt veren annelerine çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Bu çorbayı seçmemdeki nedenlerden biri kayıt altına almak olduğu gibi bir diğeri de yine Bitlis yemeklerinden olan katıklı dolmayı yazdığımda hiç ummadığım arkadaşlarımdan almış olduğum yorumlardı.Umarım benim gibi olan, tadını bilip de yapımını bilmeyen arkadaşlarımın işine yarar bu tarif.

Sözü daha fazla uzatmadan çorbanın malzemelerini sayarak tarife geçeyim.



MALZEMELER

1) 250 gr. aşürelik buğday
2) 2 su bardağı haşlanmış nohut
3) 500 gr kemikli parça et ve suyu
4) 1 su bardağı tane sumak
5) 1/2 kg. temizlenmiş doğranmış ıspanak (orijinalinde gari denen bir ot kullanılmakta ancak bu ot bulunmadığından ıspanak da aynı işi görmektedir)
6) Tuz, kırmızı pul biber
7) 1 büyük kuru soğan
8) 1 yemek kaşığı biber veya domates salçası









KÖFTE (GLORİK) MALZEMELERİ

1) 250 gr. kıyma
2) 2 su bardağı ince köftelik bulgur
3) 1 yumurta
4) Tuz, karabiber ve kırmızı pul biber

YAPILIŞI

1) Bir gece önceden ıslatılan buğday ve nohut ayrı ayrı tencerelerde pişirilir.
2) Kemikli parça et (kuşbaşı et de olabilir) düdüklü tencerede pişirilir ve kemiklerinden ayıklanır.
3) Sumak yıkandıktan sonra bir tencereye konur ve üzerine 4-5 bardak su ilave edilerek kısık ateşte su kaynamaya başlayana kadar haşlanır. Kaynama başlayınca ocak kapatılır ve haşlanan sumaklar ekşisini iyice versin diye o suyun içinde bekletilir. Kaynama başlar başlamaz ocak kapatılmazsa suyu acılaşır.Bu da çorbanın lezzetini bozar. Bunu da püf noktası olarak söylemek isterim.

Bütün bu işlemler yapıldıktan sonra büyük bir tencereye iki üç kaşık yağ, salça konur (Bizim etimiz yağlı olduğu için yağ ilave etmedim, etin yağı yeterli geldi) ve doğranmış olan soğanlar onun üzerine de sırasıyla haşlanmış nohut, buğday, et ve etsuyu ilave edilerek ocağa konur ve orta ısıda yavaş yavaş pişmeye bırakılır.

Şimdi de bekletilen sumaklar tel süzgeçten süzülerek suyu da çorba tenceresine ilave edilir. (bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Sevgili Ev Cini'nin son gönderisi nin adı 'sumak üzerine güzelleme'. Yemeklere enfes lezzet veren sumağın özelliklerini öğrenmek isteyen arkadaşlarımın bu bloğu ziyaret etmesini öneririm)
Ağır ağır kaynayan çorbanın buğdayları özleşmeye başlayınca bu kez de yıkanmış doğranmış ıspanaklar tencereye ilave edilir ve tencerenin ağzı açık olarak pişmeye bırakılır.Ispanaklar konmadan önce rengi çok hoş kırmızı olan çorbamızın rengi ıspanak ilavesi ile değişecektir. Ama lezzetinden hiç bir şey kaybetmeyeceğine emin olabilirsiniz.Ispanaklar çok kısa sürede pişecek ve çorba sunuma hazır hale gelecektir. Suyu veya ekşisi az gelirse haşlanmış olan ama atmadığınız sumakların üzerine tekrar su alıp yine kaynayıncaya kadar ısıtıp beklettiğiniz suyu ilave edebilirsiniz. Biz çok ekşi sevdiğimizden sumağını biraz daha bol koyuyoruz. Eğer yine de az gelirse bir limonun da suyunu ilave ediyoruz.
Ancak, yemeğe adını veren başka bir şey var ki o olmazsa bu çorbayı hep eksik hissederiz. Glorik; yani köfteleri.

Bunun için de yukarıda saydığım köfte melzemelerini bir kapta azar azar su ilavesi ile iyice sakız gibi olana dek yoğurup minik toplar yapıp ıspanaklar piştikten sonra tencereye ilave edip pişmesi sağlanır. Tuzu ve biberi de ilave edildikten sonra çorbamız servise hazırdır.

Biz cuma günü bu ölçülerin iki katı ölçülerde pişirdiğimiz bu çorbanın yanında başka bir yemek yemeyiz. Evdekilerin hepsi çok sevdiğinden ikişer tabaktan az yediğinde midesi doysa bile gözü aç olarak kalkar masadan. Gerçekten de içinde eti, sebzesi, buğdayı, nohutu ve ekşisiyle tam bir menü gibidir. Başka hiç bir yemeğe ihtiyaç hissettirmeyecek olan bu çorbayı sumak bulabilecek olan ve ekşi lezzetleri seven arkadaşlarıma öneririm. Ya da rtık öğrendim ve kayıt altına da aldım ya bize buyurup yiyebilirler.

Herkese afiyet olsun der güzel bir hafta dilerim.

11 Mart 2008 Salı

ISPANAK SALATASI


SUzun zamandır arşivimdeki fotoğraflar arasında yer alan bu salatayı son günlerde diyet yapan arkadaşlarıma da alternatif olsun diye anlatmak istedim.

İsim bulma konusunda bir hayli zorlandım ve sonunda salata demekte karar kıldım. Çünkü bu yemek aynı zamanda iştah açıcı bir meze olarak masalarda yer alabileceği gibi diğer sebzelerinizle (karnabahar, brokoli gibi) birlikte tüketebileceğiniz dip sos olarak da kullanılabilir. Umarım diyette olan arkadaşlarım bu salatayı seveceklerdir.

Tarife gelince

Malzemeler

1) 1/2 kg. ıspanak
2) 1/2 kg. süzme veya koyuca bir yoğurt
3) 7-8 diş sarımsak
4) 2 adet kuru soğan
5) 2 çorba kaşığı zeytinyağı

Yapılışı

Orta boy bir tencereye iki kaşık yağ ile birlikte yemeklik doğranmış soğanlar ilave edilir ve soğanların pembeleşmesi sağlanır. Daha sonra temizlenmiş suyu iyice süzdürülmüş ve doğranmış olan ıspanaklar ilave edilip önce biraz harlı ateşte tencerenin ağzı açık olarak (Tencerenin kapağını kapattığınız takdirde ıspanakların rengi canlılığını yitirmektedir) kavrulur. Daha sonra ocak kısılarak sert olan sapları da hafif yumuşayana kadar pişirilir.Çok da fazla pişmesi vitamin kayıplarına yol açacağı için yarı pişmiş halde iken ocak kapatılır ve soğumaya bırakılır. Ispanaklar soğurken bir sahanda ezilmiş sarımsaklarla yoğurt iyice karıştırılır ve ıspanaklarla buluşturulur. Servis tabağına alıp servis yapılır. Diyet yapmayan arkadaşlar isterlerse yoğurdun içine iki kaşık kadar mayonez ilave ederlerse lezzeti daha da bir artar.

Bloglardaki bu birbirinden güzel yemekler karşısında diyette olan arkadaşlarımı
kutluyor onlara başarılar diliyorum.

Herkese afiyetler olsun...

08 Mart 2008 Cumartesi

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ


8 Mart : yaratan, doğuran, yenileyen, ilk adımları öğreten Kadınlar... Gökyüzünün yarısını mübarek elleriyle tutan kadınlar.....
Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız :
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri,
kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan
ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar,
bizim kadınlarımız....
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üstünden Afyon'a doğru.....

05 Mart 2008 Çarşamba

ÜÇ RENKLİ DİYET PASTA


Son günlerde pek çok blogcu arkadaşımın ve tabii ki benim de blog işine girdikten sonra aldığımız kilolardan yakındığımıza şahit olmuşsunuzdur. Kendi adıma söylemeliyim ki ne kadar az yağlı, az kremalı ve az şekerli yiyecekleri yapmaya özen göstersem de evde piştikten sonra hiç yememek pek mümkün olamıyor. Tadına bakmak için bile olsa yiyip ve evdekilere de yedirip şişmanlıyoruz. Tabii bu da fiziksel görüntünün yanı sıra sağlık problemlerini de beraberinde getiriyor. İşte bu nedenlerle bundan sonra kalorisi daha az tatlı ve yiyecekleri yapmaya (tabi başarabilirsem) özen göstermek niyetindeyim. Ya da bir önceki iletimde de söz ettiğim gibi bu tür yiyecekleri çok sevip de yiyemeyen insanlara sunmak amacıyla yapmayı düşünüyorum. İşte yukarıda gördüğünüz pasta da diyette olanların bile arada sırada yiyebilecekleri şekersiz, yağsız, unsuz(bisküvi kısmı hariç) meyveler ve yoğurtla yapılan bir çeşit.

Sevgili
Aynur'un beni diyet yemekler etkinliğine davet etmesiyle diyet sebze, et türleri çok yapılıyor, 'Pasta, ne olabilir diye düşünmeye başlamıştım ki' evliliğimin ilk yıllarında çok sık yaptığım ve millete de pasta diye sunduğum bu tarif geldi aklıma.Pasta diye adlandırmak pek doğru olmasa da güzel, hafif bir tatlı. İşte son günlerde diyet yapan arkadaşlarımın da ihtiyacını karşılayabilir diye bu tatlının tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum.

MALZEMELER

1) 1 paket Dr. Oetker portakal aromalı jöle (karton kutularda satılanlardan)
2) 1 su bardağı az yağlı yoğurt
3) 1/2 paket Eti Burçak veya başka bir kepekli bisküvi
4) 2 çorba kaşığı kakao
5) Evinizde bulunan kuruyemişlerden ne varsa 1 avuç kadar (fındık, fıstık, ceviz)
6) Birkaç dilim arzu ettiğiniz meyve

YAPILIŞI

İlk önce jöle paketinin üzerindeki tarife göre jöleyi hazırlıyoruz. Sulandırılan jöle yaklaşık üç bardak oluyor. Bunun bir bardağını ıslattığımız ve dibine meyveleri yerleştirdiğimiz kalıbımıza önce yarısını döküp buzluğa koyuyoruz.( Bir bardağın tamamını dökersek özenle yerleştirdiğimiz meyveler yerlerinde duramayıp düzenleri bozuluyor.) Donduktan sonra bardakta kalanını da döküp tekrar buzluğa koyuyoruz. O donarken biz bir bardak yoğurtu bir kapta çırpma teli ile karıştırıp içerisine ayırdığımız bir bardak jöleyi döküp homojen bir yapıya sahip olana dek tekrar karıştırıyoruz ve bir kenarda beklemeye alıyoruz.

Üçüncü bardak jölemizin içine ise robotta un haline getirdiğimiz bisküvileri, kakaoyu ve yemişleri atıp onları da iyice karıştırıyoruz. Dolapta bekleyen ve donmuş olduğundan iyice emin olduğumuz jölenin üzerine yoğurtlu jölemizi, o da iyice donduktan sonra da bisküvili jölemizi döküp sırasıyla donduruyoruz.

Hepsi iyice donduktan sonra(yaklaşık 2-3 saat) kalımımızın etrafından bıçakla geçip gevşetiyor ve servis tabağımıza ters çevirerek kalıptan alıyoruz. Üzerini istediğiniz meyvelerle, kilo problemi olmayanlar krem şantiy ile süsleyip servis yapabilirler.

Hiç yağ içermeyen bu hafif tatlıyı yazın dondurma niyetine de yiyebilirsiniz.

Not; Sürekli derin dondurucuda bekletildiği için yemeden en az bir saat öncesinden oda ısısında bekletilmesi gerekmektedir.

Umarım diyete girmiş olan arkadaşlarım memnun olacaklardır.

Afiyet olsun...

02 Mart 2008 Pazar

KAVALA KURABİYESİ, KAHVELİ CUPCAKE VE POĞAÇA



Geçen haftanın üzücü olaylarından sonra hem kendimi toparlamak hem de cumartesi günü ziyaret edeceğimiz Bahçelievler ve Halkalı yetiştirme yurdunda kalan iki kardeş ve arkadaşları için cuma günü yukarıdaki yiyecekleri yaptım. Beş kardeşin en küçükleri olan 12 ve 14 yaşlarındaki bu çocukları kardeşimin okulunda tanımış ve bakacak kimseleri olmadığı için onları 3 ay önce yetiştirme yurtlarına yerleştirmiştik. Çok trajik hikayeleri olan bu çocukları fırsat buldukça ziyaret edip onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek, ilgiye ve sevgiye olan ihtiyaçlarını bir parça da olsa karşılamak ve sevebilecekleri yiyecekleri yapıp götürmek ve onların yüzlerindeki mutluluğu görmek beni de çok mutlu ediyor. Cumartesi günü de İstanbul'un onca trafiğine ve karmaşasına rağmen yaptığımız bu ziyaretten hem biz hem de onlar çok mutlu olduk.Bu tür sosyal yardımlaşmaların toplumsal bir sorumluluk da olduğu düşüncesiyle olanağı olan herkese öneririm.
Yıllar önce bir arkadaşımın Yunanistan dönüşünde bizlere getirdiği Kavala kurabiyelerinin tadını çok beğenmiştim. Geçenlerde sevgili Nilay'ın (Kitchen O'clock) bloğunda görünce çok sevinmiş hemen yapılacaklar listeme eklemiştim.
İşte bunlar, Nilay'ın tarifine harfiyen sadık kalarak yaptığım ilk Kavala kurabiyelerim. Yanlış hatırlamıyorsam oradan gelenlerin içinde damla sakızı kokusu vardı. Ancak Nilay'ın tarifinde olmadığı için ben de bu seferlik damla sakızını koymadan yaptım. Tadı muhteşemdi. İçindeki kavrulmuş irice dövülmüş bademlerle çok güzel bir kurabiye oldular.Tarifin için çok teşekkür ederim Nilaycığım.Eh artık sen de benim kurabiyelerime not verirsin değil mi.
Tarifi görmek isteyen arkadaşlarımı Nilay'ın bloğuna davet ediyorum.Taklitler asıllarını aratır derler ama biz çok güzel bulduk bu kurabiyeleri, ellerine sağlık Nilay'cığım.

Cupcakeler ise sevgili Burçin'in bloğunda(Burçin'in denemeleri) kahveli cupcakeler başlığı altında yer alıyorlardı. Tek porsiyonluk küçük keklerin daha kolay yenebileceğini düşünerek arayışlara başlamıştım ki Burçin'in bu keklerini çocukların çok seveceğini üşündüm. Kim sevmezdi ki böyle bol çikolatalı kahve aromalı minik atıştırmalıkları. Öyle de oldu. Çocukların üzerleri çikolatalı kekleri gördükleri zamanki mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Çok teşekkür ederim Burçinciğim. Ellerine sağlık canım.
Tabii ki tarifi bu kez de Burçin'i ziyaret ederek bulabilirsiniz.

Sıra geldi poğaçalara. Sakın tembellik ettiğimi düşünmeyin. Bu tarif de benden.
Malzemeler

1) 2 adet yumurta
2) 1 su bardağı tereyağ+zeytinyağ karışımı
3) 1 su bardağı yoğurt
4) 3,5 - 4 su bardağı un
5) 1 tatlı kaşığı mahlep
6) 250 gr beyaz peynir
7) 1 tatlı kaşığı tuz
8) 1 paket kabartma tozu
9) Birkaç dal maydanoz
Üzeri için
9) Çörekotu, susam, haşhaş tohumu

İç malzeme hariç (peynir ve maydanoz)bir yumurtanın sarısı üzeri için ayrıldıktan sonra diğerleri ile kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yoğurulur. Ben ununu önce 3,5 bardak olarak koydum, eğer kıvamı çok yumuşak gelirse azar azar ilave ederek 4 bardağa tamamlayabilirsiniz.Kulak memesi yumuşaklığına geldikten sonra ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp avucunuzda yassılttıktan sonra ortasına bir tatlı kaşığı peynirli karışımdan koyup hamurunuzu kapatın. Yağlanmış fırın tepsisine dizdikten sonra üzerlerine ayırdığınız yumurta sarısını sürüp istediğiniz tohumu serpiştirin.180 derecede önceden ısıtılmış fırında üzerleri nar gibi kızarana kadar pişirin.
Afiyet olsun.

Herkese güzel bir hafta dileklerimle...

27 Şubat 2008 Çarşamba

NEŞELİ KEREVİZLER


Son günlerde ülkemizin içinde bulunduğu durum ve benim keyifsizliğim bloğumu güncellememe engel olurken bir de pazartesi günü çok sevdiğim ortaokuldan 35 yıllık arkadaşım Hümeyra'nın annesinin vefat haberini almam beni çok sarstı. Her ne kadar kendimi ölümün doğanın kanunu olduğunu fikrine inandırmaya çalışsam da pek başarılı olamadığımı görüyorum. 82 yaşa rağmen ölümün hiç yakışmadığı insanlardan biriydi Zeynep teyze. Her zaman cıvıl cıvıl,zarif, hayat dolu, doktorların ümitlerini kestiği anda bile hayata sımsıkı sarılarak yaşamaya devam ettiği o muhteşem kadının kalbi daha fazla dayanamadı. Yaşasaydı 29 şubat yani yarın onun doğum günü olacaktı. Her görüşmemizde 'Işılcığım ben henüz 21 yaşındayım, çünkü dört yılda bir 29 şubat olduğu için ben de dört yılda bir yaş alıyorum değil mi' diye sorardı. Ben de her seferinde 'Zeynep teyzeciğim, sende değil 21, 15 yaşın neşesi, yaşama sevinci var diyerek haklı olduğunu söylerdim.
O güzel kadın artık mekan değiştirdi ve Hakk'ın rahmetine kavuştu. Nur içinde yat Zeynep Teyzeciğim.
İşte bu ruh hali içinde ben de ne bloğuma yazılan yorumlara cevap yazabildim ne de yeni bir şeyler ekleyebildim. Ama artık bu pastayı da görmekten sıkıldığınızı düşünerek daha önceden yapıp resimlediğim zeytinyağlı portakallı kerevizi bloğuma koymak istedim.

ZEYTİNYAĞLI PORTAKALLI KEREVİZ

Malzemeler
1) 1 kg orta boy kereviz
2) 2-3 adet kuru soğan
3) 2 adet havuç
4) 1/2çay bardağı sızma zeytinyağı
5) 1 portakal suyu

Yapılışı

Çalıştığım zamanlardan kalma bir alışkanlıkla çoğu yemeklerimi olduğu gibi zeytinyağlıları da düdüklü tencerede pişirmeyi tercih ediyorum. Bunun hem zaman ve enerji tasarrufu sağladığını hem de daha az suyla piştiğinden sebzelerin vitamin kayıplarının asgariye indiğini düşünüyorum.
O nedenle düdüklü tencereye zeytinyağını ve küçük doğranmış soğanları koyup hafif soteliyorum. Üzerine kerevizleri, havuçları ilave edip (arzu edilirse bezelye de) yağla biraz buluşmalarını sağlamak için bir iki kere kaşıkla çevirip
portakal suyunu, eğer suyu gözünüze az gelirse bir çay bardağı kadar da suyu, tuzunu şekerini ilave edip düdüklüyü kapatıyorum. Düdük sallanmaya başladıktan sonra 4 dakika orta ateşte pişirip ocağı söndürüyorum. Tüm zeytinyağlılarda olduğu gibi iyice soğumadan tencereden boşaltmıyorum.
Ancak soğuduktan sonra servis tabağına alıp süsleyerek servis yapıyorum.
Herkese afiyet olsun.

İfadelerimin kalitesi sanırım ruh halimi de ortaya koyuyordur. Bu nedenle herkesten özür dilerim.

20 Şubat 2008 Çarşamba

DOĞUM GÜNÜ PASTASI

Bir önceki gönderimde de belirttiğim gibi dün küçük kardeşim Zuhal'in doğumgünüydü. Hafta sonu yağan kardan dışarı çıkma şansım olmayınca ona hediye de almam mümkün olamadı. Bu nedenle onun bu güzel gününü bloğumda ama farklı bir şekilde kutlamak da istemiştim. Bütün gün eski albümleri ve artık albümlere sığmayan fotoğrafları koyduğumuz kolinin içine gömülünce vaktin nasıl geçtiğini anlamadım.Elimde olan küçüklük fotoğraflarının kalitesini beğenmeyince ve yalnız olduğu bir fotoğrafını bulamayınca içlerinde en iyisi olduğuna inandığım o resmi seçip, yaptırıp bloğuma koydum.
Onun yorumunda da okuyacağınız gibi bloğuma baktığında o kadar şaşırmış ve mutlu olmuştu ki akşam üzeri bize geldiğinde halen daha ağlıyordu.Kapıdan girer girmez 'sen ne yaptın abla, beni mahvettin' deyip boynuma sarılmasını hiç bir zaman unutmayacağım. Sarmaş dolaş olmuş bir şekilde on dakika kadar ağlaştıktan sonra kendimize gelebildik. Sanırım bu anlattıklarım duygularımızı, bağlılığımızı anlatabilmiştir.

Zuhal'ciğime nasıl bir pasta istersin diye sorduğumda 'basit bir şey olsun, artık kocaman insanlar olduk, nasıl olsa kendi aramızda kutlayacağız, ben senin çok eskilerde yaptığın o pastaları çok özledim' demesi ilk yaptığım pastalarda pastacı kreması kullandığımı bana hatırlattı. Yani daha hafif olan ama çikolatalı bir pasta istiyordu. Ben de onun isteği üzerine içi pastacı kreması ve vişne ile dolu üzeri ise yine Zinnur'un tariflerinden biri olan çikolatalı glazürle kapladığım, bloğumda bir örneği bulunsun diye düşündüğüm bu kubbe pastayı yaptım. Lezzeti çok iyi olmakla beraber dış kaplamasında yine istediğim sonuca ulaşamayınca kamufle etmek için badem ve fıstık parçaları ile süslemeye çalıştım.
Pastanın tarifi şöyle;
Pandispanya malzemeleri
1)5 adet yumurta
2)1 su bardağı toz şeker
3) 1,5 su bardağı un
4) 2 çorba kaşığı kakao
5) 1/2 paket kabartma tozu
6) 1 tatlı kaşığı vanilya aroması
7) 2/3 çay bardağı su
Krema malzemeleri
1) 3,5 bardak süt
2) 2 adet yumurta sarısı
3) 1 su bardağı şeker
4) 2 çorba kaşığı (yaklaşık 40-45 gr) un
5) 2 çorba kaşığı mısır nişastası (30 gr)
6) 3 çorba kaşığı koyu renkli kakao
7) 1 paket vanilya
8) 80 gr. bitter çikolata
9) 60-70 gr. tuzsuz tereyağ
1,5 su bardağı vişne tanesi
Çikolatalı glazür
1) 252 gr. bitter kuvertür çikolata
2) 232 gr. krema
Pandispanya için yumurtanın sarısını ve beyazını ayrı ayrı çırpma kabına alın ve ilk önce bir tutam tuz ilave ettiğiniz yumurta aklarının içine şekerin yarısını koyarak çırpmaya başlayın. Karışım sertleşip kap ters çevrildiğinde akmayacak duruma geldiğinde çırpmaya son verin. Bu kez de kalan şekeri ilave ettiğiniz yumurta sarılarını vanilya aromasını ekleyerek çırpmaya başlayın. Çırparken bir yandan da ılık suyu içine dökün ve çırpmaya devam edin. Çırptığınız yumurta sarılarını üç aşamada akların içine ilave ederek alttan üste doğru katlama tekniği ile tahta bir kaşık veya spatula ile karıştırın. Kuru malzemeleri bir kapta karıştırıp iki kez elekten geçirdikten sonra yine üç kerede katlama tekniği ile homojen bir karışım olana dek karıştırın.Hamuru 23 cm.lik tabanını yağlı kağıt ile kapladiğınız kelepçeli kalıba dökün ve önceden ısıtılmış 175 derecedeki fırında 25-30 dakika pişirin. Kekinizi piştikten sonra ılıkken üç parça olacak şekilde enine kesin ve en üst parçayı içini saranla kapladığınız çukur bir kaba bastırarak yerleştirin ve fırça ile vişne suyu sürerek hafifçe ıslatın. Ilınmış olan kremanızın bir kısmını buraya dökün ve üzerine vişne tanelerinden koyun.
İkinci patınızı bunun üzerine yerleştirin. Eğer büyük gelirse muhtemelen de gelecektir kenarlarından keserek ortasını bu katın üzerine koyun ve kalan kremayı 2 kaşık ayırarak(Bunu daha sonra pastanın üzerine glazürden önce süreceğiz) bu kata yayın. Yine vişne tanelerini üzerine serpiştirerek üçüncü patınızı da yerleştirin. Üzerini saranla kapatıp üstüne bir ağırlık koyarak dolaba kaldırın. Bu işlemleri bir gün önceden yaparsanız pastanız kalıba daha iyi oturacak ve daha düzgün olacaktır.
Ertesi gün pastanızın çapı ölçüsünde kestiğiniz karton bir altlığa pastanızı çevirin ve bunu temiz fırın telinin üzerine koyun. Ayırmış olduğunuz 2 kaşık kremayı pastanın üzerine ince bir tabaka halinde yayın ki glazürünüzü döktüğünüzde daha düzgün görünsün. Daha sonra da glazürünüzü pastanın tepesinden bir kerede dökün ve pastayı eğerek her tarafının kaplanmasını sağlayın. Eğer benim yaptığım gibi glazürün değmediği yerlere spatül yardımıyla sürerseniz kenarlarında bu izler oluşur.O nedenle mümkün olduğunca alet kullanmadan sağa sola eğdirerek kaplamaya çalışın.
Kremanın yapılışı
Tereyağ ve vanilya haricindeki bütün malzemeler küçük bir tencereye alınır ve karıştırılarak muhallebi kıvamına gelene dek pişirilir. Piştikten sonra ocak kapatılır içine tereyağ ve vanilya ilave edildikten sonra mikserle kuvvetlice iki dakika kadar çırpılır.
Glazürün yapılışı
Bu glazür Bizim pastanenin usta pastacısı sevgili Zinnur'un tarifi. Zinnur'cuğum bloğunda çok detaylı bir şekilde anlattığından çok ayrıntılara girmeden kısaca özetlemek istiyorum.Zinnur'u ziyaret ederseniz bu konuda daha ayrıntılı bilgilere ulaşacağınızı düşünüyorum.
Kesilmiş olan çikolata parçaları rondoya konur ve olabildiğince ufalmaları sağlanır. Bunu pürüzsüz bir glazür için mutlaka yapmak gerekiyor.Çikolatalar kapaklı bir sahana alınır. Ayrı bir sahanda krema kaynama noktasına kadar getirilir ve çikolataların üzerine dökülüp karıştırmadan sahanın kapağı kapatılır.5 dakika bekleyerek bütün çikolataların iyice erimesi sağlanır. Eriyeçikolatalar yavaş hareketlerle karıştırılıp(bundan amaç içine hava kabarcıklarının dolmaması) bütünleşince tel bir süzgeçten geçirilir ve pastanın üzerine bir kerede dökülür.
Bu aşamaları Zinnur'un tarifine göre yaptığım halde glazür yeterince akışkan olmadığından 90 wattta 2 dakika kadar mikrodalgada erittim. Ancak pastanın yüzeyi bir hayli büyük olduğundan kenarlarında spatül kullanmak zorunda kaldım.
Yapımı çok zor olmayan bu pastayı bu kadar uzun anlatmam gözünüzü korkutmasın. Sizlerin çok daha iyilerini yapacağınıza inanıyorum.
Afiyet olsun...

19 Şubat 2008 Salı

CANIM KARDEŞİM ZUHAL'e



Yanda çocukluk resmini görüğünüz kız çocuğu benim canım küçük kardeşim Zuhal.

Şimdi mesleğini çok seven, 'bir kez daha dünyaya gelsem, yine öğretmen olurdum diyen' idealist, akıllı, mücadeleci güzel kardeşimin doğum günü bugün. Aramızdaki yaş farkından olsa gerek çocukluğumdan beri onu kardeşim gibi değil de hep çocuğum gibi gördüm ve sevdim.

Evliliğime kadar yatağımı paylaştığım, ona geceleri masallar anlattığım, onun anlattıkları ile beni neşelendirdiği, güldürdüğü o güzel günler yerini başka güzelliklere bıraksa da ona olan sevgim, saygım her gün daha da arttı.

Canım kardeşim, iyi ki doğdun, iyi ki hayatımızdasın.

Doğum günün kutlu ve mutlu olsun.

Seni çok ama çok seviyoruz.