Bir haftadır annemin evinde süren (ustalarımız yüzünden ne zaman da biteceği belli olmayan.....) tadilat, benim de sürekli onların başında bulunmamı gerektirdiğinden bu gün için özel bir şey planlamamıştım. Annemin bizim misafirimiz olması ve bizim evde geçirilecek bir gün olduğu için bir şeyler yapmadan da durmak istemedim.
Çabuk yapılabilen ve evdeki malzemeler de değerlensin diyerek yaptığım bu pasta, karamel tadını çok seven bizleri memnun etti.
Pastayı yaparken karamel tadının belli olmasını istediğim için bir meyve veya aroma verecek herhangi birşey kullanmadım. Tamamen benim ürettiğim doğaçlama bir pasta oldu. Yalnız Cenk'in (Cafe Fernando) Dulce de Leche'li pudinginden esinlenerek ve ufak bir değişiklik yaparak beyaz bir krema ile kapladım.
Malzemeler
1 adet sade pandispanya patı
ve ıslatmak için 1/2 su bardağı süt
Krema malzemeleri
1) 2/3 bardak Dulce de Leche (Türkiyede satılmayan bir ürün olan yoğunlaştırılmış konsantre sütten yapılan bu lezzet için sizleri Zinnur, Münevver, Cenk ve Tülin'in bloglarına davet ediyorum)
2) 2 su bardağı süt
3) 1/4 bardak nişasta
4) 1/4bardak şeker
5) 100 gr. beyaz çikolata
Yapılışı
Servis tabağına aldığım bir adet pandispanya patını fırça yardımıyla bir bardak süt ile ıslattım. Dulce de leche çok şekerli bir tatlı olduğu için kullandığım şeker oranını çok azalttım veya burada olduğu gibi içine şeker ilave etmeden ıslattım.
Küçük bir tencerede nişasta, şeker ve sütü kısık ateşte karıştıra karıştıra pişirdim. Koyulaşınca içine rendelenmiş çikolata parçalarını ilave ederek erimelerini sağladım. Ayrı bir kapta çok yoğun olan Dulce de Leche'yi kaşıkla iyice çırpar gibi karıştırarak daha yumuşak bir hale getirdim ve muhallebinin yarısını bunun içine ilave ederek yine iki malzeme bütünleşene kadar bu işleme devam ettim.Sütle ıslattığım pandispanyanın üzerine dulce de lecheli kremadan bir kaşık kadar ayırarak önce bu kremayı onun da üzerine de sade olan kremayı yayarak üzerini düzelttim. Ayırmış olduğum bir kaşık krema ile üzerini süsledim ve kavurduğum badem tanelerini de üzerine dizerek pastayı tamamladım.
Birkaç saat dolapta bekleyen pastamız yalnız başına yendiğinde çok tatlı olan Dulce de leche ve çikolata ilavesine rağmen beklediğimden daha hafif ve lezzetli olmuştu. Öyle ki; sizlere içini de gösterebilmek adına bir diliminin dahi fotoğrafını çekemedim.
Herkese afiyet olsun deyip güzel bir hafta dilerim.
11 Mayıs 2008 Pazar
DULCE DE LECHE KREMALI PASTA
10 Mayıs 2008 Cumartesi
TURŞULU KÖFTE (ÇORTİ TAPLAMASI)
Son günlerde çok ender olarak bilgisayarın başına geçebildiğim anlardan birinde bu ayın etkinlik konusunun bulgur olduğunu görünce yine Bitlis mutfağının meşhur yemeklerinden olan bu köfte ile etkinliğe katılmak istedim.İlerki günlerde daha da artacak yoğunluğumdan dolayı vakit bulamam diyerek çok erken olmasına rağmen daha önceleri yapıp arşivimde fotoğrafları bulunan bu yemeği sizlere de tanıtarak biraz da doğu yemeklerinin tadına bakmanızı arzu ettim. YE/34 Bulgur etkinliğini düzenleyen Deryadan Lezzetler'e şimdiden teşekkür ediyor kolay gelsin diyorum.
Bu yemeği genellikle de artık kışın bittiği ve elimizde kalan son turşuların da değerlendirilmesi amacını güderek ilerki günler için yayınlarım diye düşünüyordum. Hatta birkaç ay önce sevgili Münevver'in turşu suyunu kullanarak yaptığı çorba da bana bu yemeği çağrıştırmıştı. O nedenle hem etkinlik yemeği hem de yayınlamak arzusunda olduğum bir yemek olduğu için 'bir taşla iki kuş vurmuş' gibi oldum.
Benim, Bitlisli bir babaannenin torunu olarak küçüklüğümden beri aşina olduğum ve severek yediğim bulgurlu yemekleri çocuklarımın ve eşimin de seviyor olması bulgurun faydalarını da gözönünde bulundurarak beni çok mutlu ediyor. Çok önceleri rahmetli olan babaannemden bu yemeklerin yapılışını öğrenmiş olan anneme (annemin doğu kültürüyle hiç ilgisi yok; kendisi göçmendir) bir kez de buradan teşekkür ediyorum. Yaklaşmakta olan 'ANNELER GÜNÜ' için de bütün annelerin bu özel gününü kutluyor, evlatları ile birlikte geçirecekleri güzel günler diliyorum.
Yemeğin yapılışına geçmeden önce turşu suyu ile yapılan ve biraz tuzluca olan bu yemeği tansiyon hastası olan kişilere tavsiye etmiyorum. Eğer turşunuzun suyu çok tuzlu değilse veya turşu suyunu daha az kullanarak yapabilirsiniz Ancak yine de dikkatli olmak lazım diye düşünüyorum.
Tabii annemin yine ölçüsüz, göz kararı ile yaptığı bu yemeği sizlere aktarabilmek için ölçerek yaptık. Şöyle ki;
MALZEMELER
1) 2 su bardağı çok ince bulgur (aşurelik buğdayın öğütülmüşü olan göce de denen bulgur türünden daha iyi oluyor)
2) 1 su bardağı un
3) 1 yumurta
4) İstediğiniz kadar lahana turşusu (Büyük bir kase)
5) Turşu suyu (3-4 bardak)
6) Tereyağ ve kırmızı pul biber
7) 4- 5 diş sarımsak
YAPILIŞI
Öncelikle lahana turşularıyla, suyu bir tencereye konur ve içine turşu suyu kadar da içme suyu ilave edilerek pişmeye bırakılır. Orta ateşte pişerken bulgur, un ve yumurta bir kapta azar azar kontrollü olarak kaynamakta olan turşu suyu ilavesi ile ıslatılarak çok iyi yoğurulur. İçinde et de olmadığından dağılmasın diyerek özleşene hatta macun kıvamına gelene kadar yoğurulur. (Bu malzemeler turşu suyu ile yoğurulduğu için ayrıca tuz ilave edilmez) Hamurdan cevizden biraz küçük parçalar koparılıp avuç içinde önce yuvarlanıp sonra yassıltılarak köfte(taplama) biçimi verilerek bir tepsiye dizilir. Bütün hamur bu şekilde köfte haline getirildikten sonra bu arada pişmiş ve kaynamakta olan turşulu suyun içine atılarak pişmeye bırakılır. 5 dakika sonra pişip pişmediği bir tanesinin tadına bakılarak kontrol edilir. Eğer pişmemişse biraz daha pişirilir.
Bu arada bir parça tereyağ bir sahanda eritilir hafif kızdırılır ve içine kırmızı biber ilave edilir. Pişmiş olan çorti taplamamız(turşulu köfte) servis tabaklarına alınarak içine dövülmüş sarımsaklar ilave edilip karıştırılır ve üzerine biberli yağı dökülerek servis yapılır.
Ev halkı olarak çok sevdiğimiz bu yemeği ben daha çok da bu mevsimlerde, kalmış hatta bozulmaya yüz tutmuş olan turşuları değerlendirmek için sıklıkla yapıyorum. Yukarıda da dediğim gibi eğer turşunuz çok tuzlu değilse ilave ettiğiniz içme suyunun oranını azaltarak ya da çok tuzlu ise artırarak da yapabilirsiniz.
Aaaaaa! şunu da eklemeliyim ki; Bu yemeği yedikten sonra su ihtiyacınızı karşılamak ve hazmı kolaylaştırmak adına bolca çay içmeniz tavsiye olunur.
Afiyet olsun diyerek, bir kez daha bütün annelerin 'ANNELER GÜNÜNÜ KUTLARIM'
01 Mayıs 2008 Perşembe
İNCİRLER BİTMEDEN REÇEL YAPIN
İncir mevsimi geldiiiiiii...
Her sene spesiyalim olan incir reçelini tekrar yaptım. Tarifini merak eden arkadaşlar benim eski yazılarıma bakabilir ya da buradan ulaşabilirler.
Yapacak olan akadaşlara dikkat etmeleri gereken unsurları hatırlatayım:
İncirleri daha ufak iken alıp hemen reçeli yapmanızı tavsiye ederim. Bu aralar tam zamanı. İleriki günlerde incirler daha olgunlaşıp, irileşince içindeki çekirdekler de büyüdüğü için reçelinizin tadını, rengini, görünümünü bozacaktır. Hem de çekirdekleriyle yenmesi hiç hoş olmaz.
Kızımın okuldan en iyi arkadaşlarından biri incir reçelini çok seviyormuş, renginden dolayı. Eee... Hak vermemek elde değil. Bizim de evde hem tadına hem de rengine bayılarak yediğimiz reçellerden biri. Her ne kadar sevgili kızım sevmese de... (Evladım biraz arkadaşlarını örnek alsan...)
Yapmak isteyen arkadaşlara kolay gelsin ve afiyet olsun diyorum.
29 Nisan 2008 Salı
DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK
Baharla yeryüzünde
Yalçın kayalıkların
Senin dumanlı başın
Yükseklerden akıyor,
Eteklerinde otlar,
27 Nisan 2008 Pazar
OĞLUMUN DOĞUM GÜNÜ PASTALARI
Sevgili arkadaşlarım, yine arayı çok açtığımı beni ziyaret eden arkadaşlarımı merak ettirdiğimi biliyorum. Ancak 10 gün önce Mersin'de oturan kardeşim ve yeğenimin bizleri ziyaret için İstanbul'a gelmesiyle onlarla doyasıya gezip tozunca değil bloğuma bir şeyler yüklemek,sizleri ziyaret edebilmek, bilgisayarın başına dahi oturma fırsatım olamadı. Bir de geçtiğimiz perşembe günü doğum günü olan oğlum için yaptığım pastalar araya girince bu durum kaçınılmaz oldu. Bu nedenlerle beni anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyorum.
Gelelim pastaların hikayelerine; 24 Nisan doğumlu olan oğlum 'Anne artık büyüdük, evde sürpriz bir doğum günü filan hazırlama!' dedi. Bu söz üzerine ben de rahat rahat gezerken arkadaşlarının ona sürpriz olarak bir kutlama yapacaklarını öğrenmemle beni bir telaş aldı. Nasıl bir pasta yapayım diye epey düşündükten sonra son zamanlarda kay kay'a merak salan oğlum için üzerinde kay kay ve onu temsilen de bir figür yapma fikri çok cazip geldi.
Ancaaaak, insan figürü yapmanın öyle göründüğü kadar kolay olmadığını işin başına geçince anladım ve bu işi çok ustalıkla yapan arkadaşlarımı bir kez daha takdir ettim. Bu konuda hiç bir deneyimim (şeker hamuruyla insan modelleme)olmamasına rağmen böyle bir şeyi nasıl düşünebildiğimi halen daha anlayabilmiş değilim. Cahil cesareti bu olsa gerek.Bir de siyah diye aldığım (üzerinde black yazmasına rağmen) jel gıda boyasının mavi çıkması, hiç kullanmadığım gıda kalemlerinin bitmiş olduğunu görmem de epey canımı sıktı. Neyse hemen çark edip yine hobileri arasında olan gitar , i-pod ve kay kay modellemesiyle pastasını süslemiş olmam onu çok mutlu etmişti.Ben modellemelerimi bunca tersliğe rağmen ve aceleyle yaptığım için hiç beğenmedim ancak onun hobilerini yansıtan bir pasta olduğu için oğlum ve arkadaşları çok mutlu olmuşlar. Doğum gününü bir cafede kutladıkları için, içi çikolatalı, krokanlı, vişneli pastanın tadına bakma şansım olmadı. Ancak arkadaşlarının 'bize de böyle bir Anne lazım' demelerinden pastamın çok beğenildiği anlaşılıyor.
İkinci pasta ise akşam evde yapılacak kutlama içindi. Genel istek üzerine hafif ve çilekli bir pastada anlaşmıştık.İçinde bolca çilek ve pastacı kreması kullandığım bu pastanın kenarlarına sepet örgü tekniğini uyguladım Üzerindeki çileklerin parlaklığını koruması için Dr Oetker'in paket jölesini üzerinde yazan tarife göre hazırlayıp fırça ile sürdüm.Kardeşlerim ve ev halkı çok hafif olduğunu söyleyerek yediler.
Sürpriz bir bebek olarak dünyaya gelmenin ardından 16 yılın nasıl da çabucak geçtiğini, bana yaşattığın mutlulukları, heyecanları düşünmek bile çok keyifli. Canım oğlum iyi ki doğmuşsun, iyi ki hayatımdasın.İnşallah daha nice yaşlara tüm sevdiklerinle beraber girersin yavrum.
Bu iletimi yazmaya başladığımda saat 18 sularıydı. Yine evdekilerin bilgisayara olan ihtiyaçlarından (ödevler, projeler ve eve getirilen işler) dolayı sürekli kesintiye uğradığından kısmetse saat 24 sularında yayımlayabileceğim. Umarım bu sözlerimle durumu anlatabilmişimdir.Sizleri daha fazla merakta bırakmamak adına bu yazıyı yayınlayıp tariflerini bir sonraki iletimde göndersem çok ayıp etmiş olmam değil mi?
Bütün arkadaşlarıma güzel ve bol tarifli bir hafta dilerim.
18 Nisan 2008 Cuma
CHEESE KEK TARİFİ VE BİR DÜĞÜN
Düğün, dernek, kermesler derken yine arayı çok açtığımı farkettim. Ancak birkaç gündür yine bilgisayarda oluşan problemler de buna eklenince canım çok sıkıldı.Sevgili Burçin'in duruma el koymasıyla problemi hallettiğimi düşünüp mutlu bir şekilde yazmaya başlıyorum. İnşallah bir sorun çıkmaz da bu gönderimi sağ salim yayınlayabilirim.
Bir önceki iletimde çikolatalı cheese kekin tarifini vereceğimi söylemiştim. Ancak tarife geçmeden önce biraz düğünden söz etmek istiyorum.
Güzel ve heyecanlı koşuşturmalar pazar günü sevgili komşum Siran'ın kızı Serli ve nişanlısı Aren'in muhteşem düğünleri ile son buldu. Daha önceleri birkaç kez cenaze törenleri için gitmiş olduğum kilisede düğün gibi hoş bir merasim amacıyla bulunmak benim için çok ilginçti. Çok şık misafirlerin arasından upuzun duvak ve gelinliğiyle adeta bir kuğu gibi süzülüp gelen akıllı, kibar gelinimiz çok güzel, damadımız da çok yakışıklıydı. Kilisedeki törenden sonra büyük bir otelde önce kokteyl ardından da düğün yemeği ile son bulan gecede onların bu mutluluğunu paylaşmış olmak bizleri de çok mutlu etti.
Serli ve Aren'e ömür boyu mutluluklar diler, darısı evlenmek isteyen tüm bekarların başına derim.
Şimdi de söz verdiğim cheese kekin tarifine geçeyim. Bu keki yaparken klasik tariflerin dışında, peynirli kısmında hem lor peyniri hem yoğurt hem de labne kullanarak farklı bir lezzet yakalamak aynı zamanda da krema peynirleriyle yapılanlara göre daha az yağlı olabilir düşüncesindeydim. İçine ilave ettiğim portakal suyunun da katkısı ile çikolatalı ve hafif ekşimsi tadıları seven biri olarak sonuç beni memnun etti. Yalnız şunu da söylemeliyim ki yalnız krema peynirleriyle yapılanlara göre sanırım lor peynirinin etkisiyle daha tok bir dokusu vardı.
Bir önceki iletimde söylediğim gibi bu kekin tabanında elimdeki kestaneli makaronları kullandım. Makaronları fırında kuruttuktan sonra robotta çekip ilave ettiğim 70 gram tereyağı ile yoğurup 22 cm.lik kelepçeli kalıbın dibine bastırarak yerleştirdim. Siz isterseniz beğendiğiniz bir tabanı kullanabilir veya;
1 paket ince çekilmiş Eti Burçak bisküvi ve 75 gr. erimiş tereyağını karıştırıp, yoğurup kalıbın dibine yerleştirerek de yapabilirsiniz.
Cheese Kek'i için malzemeler
200 gr. tatlı taze lor peyniri
200 gr . tatlı torba yoğurdu
400 gr. labne peyniri
3 yumurta
2 çorba kaşığı portakal suyu
2/3 bardak krema
200 gr. küçük parçalara kesilmiş çikolata
Hazırlanışı
Cheese keki hazırlamak için lor peyniri, yoğurt ve labne peyniri bütünleşinceye kadar mikserle kuvvetlice çırpın. Bu arada kremayı ayrı bir sahanda kaynama noktasına kadar getirin ve ocağı kapatıp içine çikolata parçacıklarını ilave edin. Karıştırarak çikolatanın erimesini sağlayın. Portakal suyunu ekleyin ve peynirli karışıma katın. Yumurtaları teker teker her seferinde mikserin orta devrinde az çırparak ekleyin.Bu malzemeyi tabanını yerleştirmiş olduğunuz kalıba dökün. Önceden ısıtılmış 175 derecedeki fırında 45-60 dak. arasında kenarları tutuncaya kadar pişirin. (Bu arada fırınınızın tabanına bir kap içinde su koyarsanız pişme sırasında kekde meydana gelebilecek çatlamaları önlersiniz) Fırından çıkarırken cheese kekin ortası hala tam pişmemiş olmalıdır. Fırın kapağını hafif aralayarak ve keki fırından çıkarmadan soğutun. İyice soğuduktan sonra buzdolabında bir gece bekletin. Ben eritilmiş beyaz çikolata ve çilek taneleri ile üzerini süsleyip servis yapmıştım. Sizler de istediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.
Yorumlarıyla beni çok mutlu eden arkadaşlarımdan bu gecikme için özür diler, herkese güzel sağlıklı günler diler afiyet olsun derim.
09 Nisan 2008 Çarşamba
GEÇEN HAFTANIN LEZZET GEÇİDİ
İzmir'den döndüğümden beri öyle yoğun bir hafta geçirdim ve üst üste biriken öyle çok şey oldu ki nereden başlayacağımı bilemedim. Sizleri merakta bırakmamak için bu gönderimde hepsini şöyle bir özet geçip bunlardan yeni bir tarif ve kurtarma çalışması olarak cheese keki bir sonraki gönderide anlatmak istiyorum.
Aşağıda gördüğünüz ilk guruptaki üç resim oğlumun son anda 'Anne bugün ve yarın okulda yiyecek kermesi var ve senin de birşeyler yapman gerekiyor' diyerek son dakikada haber vermesi ile hazırlamış olduğum şeker hamuru kaplı kurabiyeler ve çikolatalı küçük keklerdi. Yiyeceklerin satışında da bizzat bulunarak güzel iki gün geçirmiştim.
Altta gördüğünüz koko kurabiye ve mantarlı poğaçaları ise daha önceki bir gönderimde sözünü ettiğim yetiştirme yurdunda kalan iki kardeş için planlayıp yapmıştım. Ancak hafta sonu araya başka işler girmesi ile onları ziyarete gidememiş bir kısmını geçtiğimiz cumartesi günü İreks'e yaptığımız gezide yolda yemek için yanıma almıştım. Bunlardan koko kurabiyenin tarifini daha önce sizlerle paylaşmış olduğum için tarif yazmayacağım. Poğaça da yine daha önce yaptığımla aynı olup farklı olarak iç malzemesinde sotelenmiş mantar ve soğan kullandım.
02 Nisan 2008 Çarşamba
ENGİNAR DOLMASI
Ayrılırken kısa bir mola demiştim, ancak İstanbul'a dönüşüm birkaç gün olmasına rağmen evde biriken işler nedeniyle bir türlü bilgisayarın başına oturmak kısmet olamadı. Tatiller güzel de bir de dönüşümüzde bizleri bekleyen yığınla iş olmasa daha da güzel olacak diye düşünüyorum. Bu arada bana güle güle git ve dön diyen bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Ben de hepinizi çok özledim.
Annemle birlikte İzmir'de oturan ve rahatsız olan dayımı ziyarete gitmiştik bu süre içerisinde. İzmir'e daha önceleri pek çok kez gitmeme rağmen özellikle de yazları tatile giderken veya dönerken uğrayıp fazla gezme şansım olmazdı genelde. Ama bu kez Kuşadasında oturan kuzenimin de İzmir'e gelmesiyle gezme şansını yakaladım ve İzmir'i çok ama çok beğendim. Hele ki benim orda bulunduğum süre içinde bütün İzmir'lileri Expo 2015 heyecanı sarmış nereye gitsek o konudan konuşulur olmuştu. Dün yapılan oylama sonucunda bu şansı yitirmiş olamıza ben de çok üzüldüm. İnşallah bir dahaki sefere bu fuar İzmir'de düzenlenir diyorum.
İzmir doğasıyla, tarihiyle, iklimiyle ve özellikle de ilgi alanıma girdiği için yemek ve mutfak kültürüyle çok güzel bir şehir. Hele ki pazarlarında yakın köylerden gelmiş olan tazecik otlar, sebzeler çok güzel kokuyorlardı. İşte yukarıda gördüğünüz enginarlar da onlardan birisi. İstanbul'da bu kadar taze enginar bulma şansı olmadığı için pek yapmadığım bu dolmayı mutfak konusunda çok yetenekli olan kuzenim benim isteğim üzerine yaptı. Harika bir lezzet ve tazelikteydi.Burdan bir kez daha teşekkür ederim Meral'ciğim.
Sözü daha fazla uzatmadan bu yemeğin tarifine geçeyim.
Biz kalabalık bir aile yemeğinde olduğumuz için 10 adet enginar almıştık. Malzemeleri de bu sayıdaki enginarı düşünerek ayarladık.
Malzemeler
1) 10 adet enginar
2) 1 bağ taze soğan
3) 2 demet dereotu
4) 1 demet maydonoz
5) Her bir enginar için 1,5 çorba kaşığı pirinç
6) 4 çorba kaşığı zeytinyağ
7) 3-4 adet limon
Yapılışı
Öncelikle dolmamızın iç harcını hazırlamamız gerekmektedir. Çünkü kesilmiş olan enginarları kararmamaları için fazla bekletmemeliyiz. Bu nedenle yıkanmış pirinç ve ince kıyılmış bütün yeşillikler zeytinyağıyla birlikte bir kaba konur tuzu da ilave edildikten sonra harmanlanır. Arzu ederseniz enginarları saplarıyla birlikte aldıysanız onların da dış kabuklarını soyup içlerini bu harcın içine doğrayabilirsiniz.
Daha sonra büyükçe bir kaba bol su konur ve içine iki adet limon sıkılır.Enginarların dikenli olan uç kısımları keskin bir bıçakla kesilip en dıştaki sert olan kalın yaprakları iki üç sıra elle koparılıp atılır. Kararmaması için de hemen limonlu suya konur. Yine limonlu suyun içindeyken bu kez de en içteki çok küçük yapraklar elle çekerek koparılır ve tüylü kısmı da tatlı kaşığı yardımıyla çıkarılır.Bir yandan da yapraklar dışa doğru çekilerek ortalarının harcı alabileceği şekilde açılır. Pirinçli malzeme enginarların ortalarına doldurulur ve bir tencereye dizilir. Yine enginarların yarısına gelecek şekilde bol limonlu su hazırlanır ve tencereye dökülür. Tencerenin ağzı önce yağlı kağıtla sonra da alüminyum folyo kağıdıyla sıkıca kaplanır ve tencerenin kapağı kapatılır. Kaynayana kadar harlı daha sonra da orta ateşte 1,5 saat kadar pişmeye bırakılır. Sürenin sonuna doğru pişip pişmediği kontrol edilir. Eğer hala daha sertse sıcak su ilave edilebilir. Piştikten sonra yine tencerenin ağzı sıkıca kapalı tutularak soğuması beklenir.Soğuduktan sonra birkaç saat dolapta bekletilen enginar dolmamız servise hazırdır.
Afiyet olsun der ağız tadınızın bozulmamasını dilerim.
2
19 Mart 2008 Çarşamba
KÜÇÜK BİR MOLA...
15 Mart 2008 Cumartesi
GLORİKLİ GARİ AŞI
11 Mart 2008 Salı
ISPANAK SALATASI
08 Mart 2008 Cumartesi
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
bizim kadınlarımız :
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri,
kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan
ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar,
bizim kadınlarımız....
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üstünden Afyon'a doğru.....
05 Mart 2008 Çarşamba
ÜÇ RENKLİ DİYET PASTA
Son günlerde pek çok blogcu arkadaşımın ve tabii ki benim de blog işine girdikten sonra aldığımız kilolardan yakındığımıza şahit olmuşsunuzdur. Kendi adıma söylemeliyim ki ne kadar az yağlı, az kremalı ve az şekerli yiyecekleri yapmaya özen göstersem de evde piştikten sonra hiç yememek pek mümkün olamıyor. Tadına bakmak için bile olsa yiyip ve evdekilere de yedirip şişmanlıyoruz. Tabii bu da fiziksel görüntünün yanı sıra sağlık problemlerini de beraberinde getiriyor. İşte bu nedenlerle bundan sonra kalorisi daha az tatlı ve yiyecekleri yapmaya (tabi başarabilirsem) özen göstermek niyetindeyim. Ya da bir önceki iletimde de söz ettiğim gibi bu tür yiyecekleri çok sevip de yiyemeyen insanlara sunmak amacıyla yapmayı düşünüyorum. İşte yukarıda gördüğünüz pasta da diyette olanların bile arada sırada yiyebilecekleri şekersiz, yağsız, unsuz(bisküvi kısmı hariç) meyveler ve yoğurtla yapılan bir çeşit.
Sevgili Aynur'un beni diyet yemekler etkinliğine davet etmesiyle diyet sebze, et türleri çok yapılıyor, 'Pasta, ne olabilir diye düşünmeye başlamıştım ki' evliliğimin ilk yıllarında çok sık yaptığım ve millete de pasta diye sunduğum bu tarif geldi aklıma.Pasta diye adlandırmak pek doğru olmasa da güzel, hafif bir tatlı. İşte son günlerde diyet yapan arkadaşlarımın da ihtiyacını karşılayabilir diye bu tatlının tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum.
MALZEMELER
1) 1 paket Dr. Oetker portakal aromalı jöle (karton kutularda satılanlardan)
2) 1 su bardağı az yağlı yoğurt
3) 1/2 paket Eti Burçak veya başka bir kepekli bisküvi
4) 2 çorba kaşığı kakao
5) Evinizde bulunan kuruyemişlerden ne varsa 1 avuç kadar (fındık, fıstık, ceviz)
6) Birkaç dilim arzu ettiğiniz meyve
YAPILIŞI
İlk önce jöle paketinin üzerindeki tarife göre jöleyi hazırlıyoruz. Sulandırılan jöle yaklaşık üç bardak oluyor. Bunun bir bardağını ıslattığımız ve dibine meyveleri yerleştirdiğimiz kalıbımıza önce yarısını döküp buzluğa koyuyoruz.( Bir bardağın tamamını dökersek özenle yerleştirdiğimiz meyveler yerlerinde duramayıp düzenleri bozuluyor.) Donduktan sonra bardakta kalanını da döküp tekrar buzluğa koyuyoruz. O donarken biz bir bardak yoğurtu bir kapta çırpma teli ile karıştırıp içerisine ayırdığımız bir bardak jöleyi döküp homojen bir yapıya sahip olana dek tekrar karıştırıyoruz ve bir kenarda beklemeye alıyoruz.
Üçüncü bardak jölemizin içine ise robotta un haline getirdiğimiz bisküvileri, kakaoyu ve yemişleri atıp onları da iyice karıştırıyoruz. Dolapta bekleyen ve donmuş olduğundan iyice emin olduğumuz jölenin üzerine yoğurtlu jölemizi, o da iyice donduktan sonra da bisküvili jölemizi döküp sırasıyla donduruyoruz.
Hepsi iyice donduktan sonra(yaklaşık 2-3 saat) kalımımızın etrafından bıçakla geçip gevşetiyor ve servis tabağımıza ters çevirerek kalıptan alıyoruz. Üzerini istediğiniz meyvelerle, kilo problemi olmayanlar krem şantiy ile süsleyip servis yapabilirler.
Hiç yağ içermeyen bu hafif tatlıyı yazın dondurma niyetine de yiyebilirsiniz.
Not; Sürekli derin dondurucuda bekletildiği için yemeden en az bir saat öncesinden oda ısısında bekletilmesi gerekmektedir.
Umarım diyete girmiş olan arkadaşlarım memnun olacaklardır.
Afiyet olsun...
02 Mart 2008 Pazar
KAVALA KURABİYESİ, KAHVELİ CUPCAKE VE POĞAÇA
Geçen haftanın üzücü olaylarından sonra hem kendimi toparlamak hem de cumartesi günü ziyaret edeceğimiz Bahçelievler ve Halkalı yetiştirme yurdunda kalan iki kardeş ve arkadaşları için cuma günü yukarıdaki yiyecekleri yaptım. Beş kardeşin en küçükleri olan 12 ve 14 yaşlarındaki bu çocukları kardeşimin okulunda tanımış ve bakacak kimseleri olmadığı için onları 3 ay önce yetiştirme yurtlarına yerleştirmiştik. Çok trajik hikayeleri olan bu çocukları fırsat buldukça ziyaret edip onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek, ilgiye ve sevgiye olan ihtiyaçlarını bir parça da olsa karşılamak ve sevebilecekleri yiyecekleri yapıp götürmek ve onların yüzlerindeki mutluluğu görmek beni de çok mutlu ediyor. Cumartesi günü de İstanbul'un onca trafiğine ve karmaşasına rağmen yaptığımız bu ziyaretten hem biz hem de onlar çok mutlu olduk.Bu tür sosyal yardımlaşmaların toplumsal bir sorumluluk da olduğu düşüncesiyle olanağı olan herkese öneririm.
Yıllar önce bir arkadaşımın Yunanistan dönüşünde bizlere getirdiği Kavala kurabiyelerinin tadını çok beğenmiştim. Geçenlerde sevgili Nilay'ın (Kitchen O'clock) bloğunda görünce çok sevinmiş hemen yapılacaklar listeme eklemiştim.
İşte bunlar, Nilay'ın tarifine harfiyen sadık kalarak yaptığım ilk Kavala kurabiyelerim. Yanlış hatırlamıyorsam oradan gelenlerin içinde damla sakızı kokusu vardı. Ancak Nilay'ın tarifinde olmadığı için ben de bu seferlik damla sakızını koymadan yaptım. Tadı muhteşemdi. İçindeki kavrulmuş irice dövülmüş bademlerle çok güzel bir kurabiye oldular.Tarifin için çok teşekkür ederim Nilaycığım.Eh artık sen de benim kurabiyelerime not verirsin değil mi.
Tarifi görmek isteyen arkadaşlarımı Nilay'ın bloğuna davet ediyorum.Taklitler asıllarını aratır derler ama biz çok güzel bulduk bu kurabiyeleri, ellerine sağlık Nilay'cığım.
Cupcakeler ise sevgili Burçin'in bloğunda(Burçin'in denemeleri) kahveli cupcakeler başlığı altında yer alıyorlardı. Tek porsiyonluk küçük keklerin daha kolay yenebileceğini düşünerek arayışlara başlamıştım ki Burçin'in bu keklerini çocukların çok seveceğini üşündüm. Kim sevmezdi ki böyle bol çikolatalı kahve aromalı minik atıştırmalıkları. Öyle de oldu. Çocukların üzerleri çikolatalı kekleri gördükleri zamanki mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Çok teşekkür ederim Burçinciğim. Ellerine sağlık canım.
Tabii ki tarifi bu kez de Burçin'i ziyaret ederek bulabilirsiniz.
Sıra geldi poğaçalara. Sakın tembellik ettiğimi düşünmeyin. Bu tarif de benden.
Malzemeler
1) 2 adet yumurta
2) 1 su bardağı tereyağ+zeytinyağ karışımı
3) 1 su bardağı yoğurt
4) 3,5 - 4 su bardağı un
5) 1 tatlı kaşığı mahlep
6) 250 gr beyaz peynir
7) 1 tatlı kaşığı tuz
8) 1 paket kabartma tozu
9) Birkaç dal maydanoz
Üzeri için
9) Çörekotu, susam, haşhaş tohumu
İç malzeme hariç (peynir ve maydanoz)bir yumurtanın sarısı üzeri için ayrıldıktan sonra diğerleri ile kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yoğurulur. Ben ununu önce 3,5 bardak olarak koydum, eğer kıvamı çok yumuşak gelirse azar azar ilave ederek 4 bardağa tamamlayabilirsiniz.Kulak memesi yumuşaklığına geldikten sonra ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp avucunuzda yassılttıktan sonra ortasına bir tatlı kaşığı peynirli karışımdan koyup hamurunuzu kapatın. Yağlanmış fırın tepsisine dizdikten sonra üzerlerine ayırdığınız yumurta sarısını sürüp istediğiniz tohumu serpiştirin.180 derecede önceden ısıtılmış fırında üzerleri nar gibi kızarana kadar pişirin.
Afiyet olsun.
Herkese güzel bir hafta dileklerimle...
27 Şubat 2008 Çarşamba
NEŞELİ KEREVİZLER
Son günlerde ülkemizin içinde bulunduğu durum ve benim keyifsizliğim bloğumu güncellememe engel olurken bir de pazartesi günü çok sevdiğim ortaokuldan 35 yıllık arkadaşım Hümeyra'nın annesinin vefat haberini almam beni çok sarstı. Her ne kadar kendimi ölümün doğanın kanunu olduğunu fikrine inandırmaya çalışsam da pek başarılı olamadığımı görüyorum. 82 yaşa rağmen ölümün hiç yakışmadığı insanlardan biriydi Zeynep teyze. Her zaman cıvıl cıvıl,zarif, hayat dolu, doktorların ümitlerini kestiği anda bile hayata sımsıkı sarılarak yaşamaya devam ettiği o muhteşem kadının kalbi daha fazla dayanamadı. Yaşasaydı 29 şubat yani yarın onun doğum günü olacaktı. Her görüşmemizde 'Işılcığım ben henüz 21 yaşındayım, çünkü dört yılda bir 29 şubat olduğu için ben de dört yılda bir yaş alıyorum değil mi' diye sorardı. Ben de her seferinde 'Zeynep teyzeciğim, sende değil 21, 15 yaşın neşesi, yaşama sevinci var diyerek haklı olduğunu söylerdim.
O güzel kadın artık mekan değiştirdi ve Hakk'ın rahmetine kavuştu. Nur içinde yat Zeynep Teyzeciğim.
İşte bu ruh hali içinde ben de ne bloğuma yazılan yorumlara cevap yazabildim ne de yeni bir şeyler ekleyebildim. Ama artık bu pastayı da görmekten sıkıldığınızı düşünerek daha önceden yapıp resimlediğim zeytinyağlı portakallı kerevizi bloğuma koymak istedim.
ZEYTİNYAĞLI PORTAKALLI KEREVİZ
Malzemeler
1) 1 kg orta boy kereviz
2) 2-3 adet kuru soğan
3) 2 adet havuç
4) 1/2çay bardağı sızma zeytinyağı
5) 1 portakal suyu
Yapılışı
Çalıştığım zamanlardan kalma bir alışkanlıkla çoğu yemeklerimi olduğu gibi zeytinyağlıları da düdüklü tencerede pişirmeyi tercih ediyorum. Bunun hem zaman ve enerji tasarrufu sağladığını hem de daha az suyla piştiğinden sebzelerin vitamin kayıplarının asgariye indiğini düşünüyorum.
O nedenle düdüklü tencereye zeytinyağını ve küçük doğranmış soğanları koyup hafif soteliyorum. Üzerine kerevizleri, havuçları ilave edip (arzu edilirse bezelye de) yağla biraz buluşmalarını sağlamak için bir iki kere kaşıkla çevirip
portakal suyunu, eğer suyu gözünüze az gelirse bir çay bardağı kadar da suyu, tuzunu şekerini ilave edip düdüklüyü kapatıyorum. Düdük sallanmaya başladıktan sonra 4 dakika orta ateşte pişirip ocağı söndürüyorum. Tüm zeytinyağlılarda olduğu gibi iyice soğumadan tencereden boşaltmıyorum.
Ancak soğuduktan sonra servis tabağına alıp süsleyerek servis yapıyorum.
Herkese afiyet olsun.
İfadelerimin kalitesi sanırım ruh halimi de ortaya koyuyordur. Bu nedenle herkesten özür dilerim.
20 Şubat 2008 Çarşamba
DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Bir önceki gönderimde de belirttiğim gibi dün küçük kardeşim Zuhal'in doğumgünüydü. Hafta sonu yağan kardan dışarı çıkma şansım olmayınca ona hediye de almam mümkün olamadı. Bu nedenle onun bu güzel gününü bloğumda ama farklı bir şekilde kutlamak da istemiştim. Bütün gün eski albümleri ve artık albümlere sığmayan fotoğrafları koyduğumuz kolinin içine gömülünce vaktin nasıl geçtiğini anlamadım.Elimde olan küçüklük fotoğraflarının kalitesini beğenmeyince ve yalnız olduğu bir fotoğrafını bulamayınca içlerinde en iyisi olduğuna inandığım o resmi seçip, yaptırıp bloğuma koydum.
Onun yorumunda da okuyacağınız gibi bloğuma baktığında o kadar şaşırmış ve mutlu olmuştu ki akşam üzeri bize geldiğinde halen daha ağlıyordu.Kapıdan girer girmez 'sen ne yaptın abla, beni mahvettin' deyip boynuma sarılmasını hiç bir zaman unutmayacağım. Sarmaş dolaş olmuş bir şekilde on dakika kadar ağlaştıktan sonra kendimize gelebildik. Sanırım bu anlattıklarım duygularımızı, bağlılığımızı anlatabilmiştir.
19 Şubat 2008 Salı
CANIM KARDEŞİM ZUHAL'e
Yanda çocukluk resmini görüğünüz kız çocuğu benim canım küçük kardeşim Zuhal.
Şimdi mesleğini çok seven, 'bir kez daha dünyaya gelsem, yine öğretmen olurdum diyen' idealist, akıllı, mücadeleci güzel kardeşimin doğum günü bugün. Aramızdaki yaş farkından olsa gerek çocukluğumdan beri onu kardeşim gibi değil de hep çocuğum gibi gördüm ve sevdim.
Evliliğime kadar yatağımı paylaştığım, ona geceleri masallar anlattığım, onun anlattıkları ile beni neşelendirdiği, güldürdüğü o güzel günler yerini başka güzelliklere bıraksa da ona olan sevgim, saygım her gün daha da arttı.
Canım kardeşim, iyi ki doğdun, iyi ki hayatımızdasın.
Doğum günün kutlu ve mutlu olsun.
Seni çok ama çok seviyoruz.
