20 Nisan 2013 Cumartesi

AŞOTU ÇORBASI VE İSTANBUL'DA BAHAR


Tam da artık bahar geldi, havalar ısınıyor, yeşillikler tezgahlarda bollaştı diye sevinirken bu hafta başından beri gelen soğuk hava, nisan yağmurları yerine adeta mart ayının özdeyişini hatırlatıyor insana.

Bizim çorba içmemiz için havaların durumunun pek de bir önemi yok aslında. Yaz kış çorba içen bir aileyiz.  Fakat böylesine yoğun bir çorbayı da ancak soğuk kış günlerine yakıştırırım. Eh, kış günleri kadar soğuk bu günlerde de hiç kötü olmadı bu Erzurum'un meşhur aşotu çorbası.

İlk kez seneler önce Erzurumlu olan arkadaşım Sevgül'de içmiştim ve çok sevmiştik bu çorbayı. Önceleri yöresel bir ot olan kişnişi bulmak pek kolay değildi ama son zamanlarda özellikle de bahar aylarında tezgahlarda görünce öncelikle bu çorba için hemen alıyorum. Kişnişin bir kısmını da et yemeklerinde kullanıyorum. Bugünkü tercihim bu meşhur çorbadan yana.

Malzemeler
1) 200 -250 gr. aşurelik buğday
2) 750 gr. yoğurt
3) 2 yumurta sarısı
4) 1 çorba kaşığı un
5) 2 çorba kaşığı tereyağı
6) 1 adet kuru soğan
7) 200 gr. kıyma
8) Yarım demet taze kişniş otu
9) Tuz, karabiber


Yapılışı
1) Buğday akşamdan ayıklanıp, yıkanır ve üzerine 4-5 bardak su konup bir taşım kaynatılır. Kaynamaya başlayınca ocak ve tencerenin kapağı kapatılıp sabaha kadar bekletilir.
2) Yoğurt, yumurta sarıları ve un bir karıştırma kabında telle çırpılarak karıştırılır.
3) Pişmiş olan buğdayların suyu çok azalmışsa üzerine biraz daha sıcak su eklenerek ocağa konur ve bir iki taşım kaynatılır.
4) Buğdayların suyundan bir kepçe ılıştırarak yoğurtlu karşıma eklenir. meyane ılıyınca buğdayların olduğu tencereye boşaltılır ve kaynamaya başlayıncaya kadar karıştırılır. Eğer çorba çok koyu olmuşsa kontrollü olarak sıcak su ilavesiyle kıvamını ayarlayabilirsiniz.
5) Kıyma, tuz  ve karabiber yoğurulup nohut büyüklüğünde köfteler yapılır. Kaynamakta olan çorbanın içine eklenir.
6) Küçük bir tavaya tereyağı konur ve yemeklik doğranmış soğanlar pembeleşene kadar kavrulup çorbaya ilave edilir.
7) En son ayıklanıp, yıkanmış olan kişnişler çorbaya konur ve  ocak kapatılır.




Bu hafta hava kış günlerini aratmıyor olsa da İstanbul'a  geçen hafta gelmiş olan bahar görüntüleri içinizi ısıtsın istedim..
Mor salkımlar apartmanımızın 8. katına kadar ulaşıp sokağımızdan geçen herkesin dikkatini çekmekte.  Ah bir de ömürleri çok kısa olmasa..



Bundan sonra göreceğiniz fotoğraflar ise yeni açılan Göztepe Parkı ile Fenerbahçe Parkı'na ait.
Bahar her yerde güzeldir ama İstanbul'da başka bir güzel oluyor. Bütün parklar, bahçeler ve Boğaziçi kıyıları mor salkım ve erguvan ağaçlarıyla bir bayram coşkusu ve sevinci yaşatıyor insana.




















.






Bu fotoğrafları paylaşmamdaki amaç; İstanbul'un baharını, bu güzellikleri doya doya gezerek sizlerin de görmesini sağlamaktı.
 
Bol güneşli güzel bir hafta sonu geçirmeniz ve bu güzellikleri doyasıya yaşamanız dileklerimle Afiyet olsun.

12 Nisan 2013 Cuma

BLOGGERLARLA BAHARA MERHABA BULUŞMASI


Geçtiğimiz cumartesi günü bloggerları biraraya getirmek ve tanıştırmak amacıyla sevgili Senem Çabuk'un(Senem'in yemekleri) düzenlediği ve organizasyonunu yaptığı güzel bir toplantıya katıldım.
Son günlerdeki böbrek taşı rahatsızlığımdan ötürü gidip gidemeyeceğim konusunda epey tereddüt ediyordum ancak yıllardır sanal olarak görüştüğüm ve bir türlü tanışma fırsatı bulamadığım arkadaşlarımla olabilmek için ağrı kesici iğnelerimi olup toplantıya katıldım. 
 


Organizasyonu maddi açıdan destekleyen tencere ve tavalarını beğenerek kullandığım Hecha Store dan Yağiç İzgül Bey'in masaları tek tek gezip bir isteğimiz olup olmadığını sorması çok memnun etti bizleri. Ayrıca ürün sponsorları da minik hediyelikleri ve hizmetleriyle günümüze renk kattılar. Herşeyin eksiksiz olduğu bir kahvaltıda arkadaşlarımızla buluşup tanışmak ve hatta yeni dostlar edinmek çok güzeldi.


Bu güzel güne emeği geçen ve yaptıkları nefis cupcakeleriyle kahvaltımızı sonlandıran  başta sevgili Senem Çabuk olmak üzere tüm blogcu arkadaşlarıma ve bütün sponsorlarımıza, bu türden toplantılarla tanışıp kaynaşmamıza yol açtıkları için çok teşekkür ederim.

5 Nisan 2013 Cuma

PASKALYA ÇÖREĞİ

 Paskalya geçeli çok oldu biliyorum ama eğer şu böbrek taşlarımdan birisi yine  beni yerle yeksan etmeseydi 10-15 gün önce yayınlayacağım bir iletiydi bu.
Evet 15 günlük  sessizliğimin sebebi her yıl mutad hale gelen böbrek taşı düşürme olayım. Ortalama her yıl birkaç tane taşı besleyip büyütüyor ondan sonra da  doğum sancısından beter sancılarla düşürmeye çalışıyorum. Böyle bir sancıyı, ağrıyı "Allah düşmanın başına bile vermesin" derler ya; aynen öyle düşündürüyor insanı.
Besleyip büyütme aşaması tabii ki yediğim kalsiyumlu yiyeceklerden. Süt ve süt ürünlerini çok seviyor, sevmenin de ötesinde artık bunlara daha çok ihtiyacımın olduğu yaşlara gelmiş olmak ve yemek, başlıca sebep; bu taşların oluşmasında.
Neyse kendi dert ve hastalıklarımla sizleri daha fazla sıkmadan konuya geleyim.

Paskalya çöreği önceleri çok da sevdiğim bir çörek değildi, ta ki Siranla komşuluğumuz başlayana kadar.Biz Siran'ın  paskalya çöreği pişirdiğini bütün apartmana  yayılan buram buram  kokudan anlarız. Hele o damla sakızı kokusu anlatılır gibi değil. Sağolsun her pişirişinde bazen bir tabak bazen de koca bir örgü çörekle kapımızda belirince bütün ev halkı bayram eder, onların da bayramlarını kutlarız. Artık en sevdiğimiz çöreklerden birisi bu paskalya. Demek usta bir el, tecrübe, özen ve hakkını vererek yapmak çok şeyi değiştiriyormuş. Yıllardır yaptığı için o kadar ustalaşmış ve lezzetini yakalamış ki yapımını bilen pek çok arkadaşı bile ondan istiyor. Ellerine sağlık Sirancığım, yine çok lezzetli ve çok güzellerdi.
Tabii ki boyalı paskalya yumurtalarımız  yine Siran'ın elinden.       
 Yıllar önce bir kez de ben Siranla birlikte yapmıştım fakat hazıra konmak sanıyorum daha zevkli ki bir daha da yapmadım. Şimdilerde de beyaz un ve unlu mamullerden kaçındığım için yapamıyorum.


 Malzemeler

1) 1 kg. un
2) 5 adet yumurta
3) 250 ml. + 1 Türk kahve fincanı süt
4) 250 gr. eritilmiş tereyağı
5) 350 gr. + 1 tatlı kaşığı toz şeker
6) 1 tatlı kaşığı mahlep
7) 5-6 parça damla sakızı
8) 1 kibrit kutusu maya (önceleri mayadağ kullanıyormuş,   artık o marka üretilmediğinden Pakmaya'nın 250 gr.lık paketlerinden alıp ihtiyacı kadarını kullanıp kalanını porsiyonlara bölüp daha sonra kullanmak üzere derin dondurucuda saklıyormuş.
Yapılışı
1) Bir kaseye  bir kahve fincanı ılık süt, kibrit kutusu büyüklüğündeki maya ve bir tatlı kaşığı şeker konup, maya süt içinde elle ezilerek yumuşatılır. Üzerine boza kıvamına gelene kadar un ilave edilip karıştırılır.
Sıcak bir yerde mayalanmaya bırakılır.
2) Tereyağ eritilir. Büyükçe bir karıştırma kabına bir kilogram un elenir. Ortası açılır ve ortaya yumurtalar kırılıp şeker eklenir. Mikserin hamur karıştırma uçları takılıp aynı kap içinde yumurtalarla şeker çırpılmaya başlanır. Sırasıyla eritilmiş ılık yağ, 250 ml. süt, dövülmüş damla sakızı ve mahlep de eklenir ve karıştırmaya devam edilir. En son iyice kabarmış olan maya da konur ve un kenarlardan yavaş yavaş alınarak hamur elle yoğurulmaya başlanır. 3-4 dakika yoğurulan hamur kabının üzeri kalınca bir mutfak havlusuyla örtülür ve sonra da sarılarak ılık bir ortamda 4-5 saat mayalanmaya bırakılır.
3) Sürenin sonunda hamur tekrar elle yoğurularak kabarıklığı indirilir.
4) Hamur üç eşit parçaya bölünür. Bu aşamada hamur elinize de tezgahınıza da yapışsa un eklenmemesi gerekiyor. Çünkü un ölçüsü tam geliyormuş. Her parça yine üçe ayrılır ve saç örgüsü şekli verilir. Yağlı kağıt serilmiş olan fırın tepsisine  iki saç örgüsü aralarında boşluk bırakılarak yerleştirilir. Bir tepsiye üç tanesi sığmadığından 3. parça hamur mayalanma kabında bekletilir. Tepsiye konmuş olan hamurlar 15-20 dakika daha tepside bekletilir.
5) Sürenin sonunda çöreklerin üzerine yumurta sarısı sürülür ve file badem serpiştirilir.
6) 150 derecede önceden ısınmış olan fırının en üst ve en alt raflarına boş tepsiler konur.Bu tepsiler çöreğin ağır ağır içini çekerek pişmesi için çok önemliymiş. Çöreklerin olduğu tepsi de orta rafa yerleştirilir ve 45 dakika ile bir saat arasında pişmeye bırakılır.
7) Üçüncü çöreğe şekli ilk konan tepsinin fırından çıkmasına 15 dakika kala verilir ve yine aynı işlemler yapılarak aynı şekilde pişirilir.

Pişen çöreklerin ilk sıcaklıkları geçtikten sonra yağlı kağıttan alınır ve ılınmaya bırakılır.

Bu ölçülerle çok fazla miktarda çörek çıktığı için hemen tüketebileceğiniz kadarını ayırıp kalanları bir saranla hava almayacak şekilde paketleyip derin dondurucuda 2-3 ay kadar saklayabilirisniz.

Bütün püf noktalarını paylaştığım bu çöreklerin hazırlanması ve pişirilmesindeki prensiplere uyduğunuz takdirde çok güzel bir paskalya çöreği yiyeceğinizden emin olabilirsiniz.


Güzel bir hafta sonu dileklerimle afiyet olsun.

Yönetici Giriş Paneli


Special design for Işıl'ca Tatlar by GeCe