29 Mart 2010 Pazartesi

ÇATAL VE ORGANİK PEMBE SERÜVENİM

Blog sahibi olmadan önce yemek ve yemeğe dair bütün tariflerimi topladığım birkaç defterim vardı. İhtiyaç duydukça ne yapacağıma ve tariflere, o defterlerimi karıştırarak karar verirdim. Ancak son zamanlarda fark ettim ki bloğumu tarif defteri gibi kullanmaya başlamış ve reçetelerini orada arar olmuşum. Şöyle bir zihnimi yokladığımda da tarif defterlerimde olup da sayfamda yer almayan pek çok tarifim olduğunu gördüm. Bu çatallar da onlardan biri. Kapalı kutuda bekletildiğinde uzun süre bayatlamadan durabilen mis gibi tereyağ ve mahlep kokusuyla lezzetlenen bu tuzlular ikindi çaylarını boş içemeyen bizim ev halkı tarafından çok seviliyor. Uzun zamandır yapmadığımı görünce geçtiğimiz hafta gelen misafirlerim için yapmıştım. Yiyenler pastanelerde satılanlardan çok daha leziz, ağızda dağılan kıyır kıyır bir dokusu olduğunu söyleyince hem sizlerle paylaşmak hem de bloğumda yer alsınlar istedim.

O gün bunların yanı sıra başka şeyler de planladığım için yarım ölçüden hazırlamıştım. Siz isterseniz ölçüyü iki katına çıkarıp daha fazla miktarda yapabilirsiniz.
Malzemeler

1) 125 gr. tereyağ

2) 2 çorba kaşığı zeytinyağı

3) 1/2 çorba kaşığı toz şeker

4) 1 çorba kaşığı yoğurt

5) 1 tatlı kaşığı mahlep

6) 1/2 çay kaşığı tuz

7) 1/2 çay kaşığı kabartma tozu

8) 1 adet yumurta

9) Un miktarı için alabildiği kadar ifadesi kullanılmış.Ben de ölçmeyi unuttuğum için hiç istemediğim halde bu şekilde yazmak zorunda kaldım. (Hamurun kulak memesi kıvamında olması gerekiyor)

Yapılışı

Çukur bir karıştırma kabına önce tereyağ, yumurtanın beyazı ve diğer sıvı malzemeler konup karıştırılır. Daha sonra kuru malzemeler ve un azar azar eklenip (kıvamı ayarlamak için) yoğurulur. Hamur biraz dinlendirildikten sonra çatal şekli verilip yağlı kağıtla kaplanmış tepsiye dizilir. Yumurta sarısına 1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklenip fırça yardımıyla üzerlerine sürülür. Çörek otu veya benim değişiklik olsun diye yaptığım gibi haşhaş, susam serpilip önceden ısınmış 170 derecedeki fırında pişirilir.



Pembe domates duydunuz mu veya yediniz mi hiç. Ben ilk kez 3 yıl önce Bodrum pazarında görmüş ve almıştım. Tijen'ciğimin bezelyelere bayıldığı gibi ben de o gün o domateslerin lezzetine doyamamış niye daha fazla almadığım için kendime çok kızmıştım. Ondan sonra ne zaman pazara gitsem gözüm hep o domatesleri arar olmuştu. Ama maalesef bir ikinin dışına çıkmamıştı onlara rastlamam. Geçen yıl eşimin bir iş seyahatinden elinde bir torba dolusu pembe domatesle dönüşünü ve sevinçle 'bak sana ne getirdim' demesiyle yüzümde oluşan mutluluk ifadesini, gözlerimin nasıl parladığını eşim ve çocuklar hala daha anlatıyorlar. 'Hatta çocuklar "anne babam sana pırlantalar getirseydi bu kadar sevinmezdin herhalde" deyip beni ti'ye alıyorlar.

O zamana kadar evimde çiçeklerden, arada bir de aldığım küçük domates ve çilek fideleri haricinde pek bir şey yetiştirmemiştim. Çocuklar o an bunları anlayamasalar da sevincim domatesleri sadece yemek değil, çekirdeklerini saklayıp yeni pembe domatesler ekebilecek olmamdandı.



Çünkü bu domateslerin evde nasıl yetiştirileceğine dair bir siteyi (Pembe domates ağı) yeni keşfetmiş ve tohumlarının nasıl alınıp saklanacağını okumuştum . Domateslerin çekirdeklerini o sitede belirtilen şekilde alıp, kuruttuktan sonra sakladım.

Şimdi artık ekim zamanı gelmişti. Geçtiğimiz pazartesi günü domates çekirdeklerimi törenle toprağa ektikten ve talimatlara uygun şekilde suladıktan sonra sıra beklemeye geldi. Üç gün sonra domates filizleri toprağı yarıp ilk yapraklarını gösterince bizim evdeki sevinci görmeliydiniz. Günde kaç posta başlarına gidip onlarla konuştuğumu bilmiyorum ama yetiştirebileceğim umudunu taşımam bile bana büyük zevk veriyor.





Bugün de ilk kaplarında çok sıkışık olduklarından, daha iyi gelişebilmeleri için biraz seyreltip evdeki bütün boş saksılara transfer ederek tarım dilinde geçerli olan ilk şaşırtmalarını yaptım.

Balkondaki saksılarda başarılı olamazsam diye endişeleniyorum ama bir yandan da bahçesi olan arkadaşlarıma verip bu domatesin organik bir şekilde yetiştirilmesini çok arzu ediyorum.
Bunları sizlerle paylaşmamın nedenine gelince elimde halen daha bir miktar domates tohumu var ve isteyenlere verebilecek olmam. Slogan "tohumdan fideye, fideden saksıya".

Şimdilik pencere önünde yer alan domates saksılarım biraz daha gelişip serpildiklerinde daha büyük saksılara ve havaların ısınmasıyla balkondaki yerlerine geçecekler.


Umarım sağlıklı bir gelişim gösterip beni sevindirirler bu pembişler.
Sizler de evinizde balkonunuzda bu tür şeyler yetiştirmek istiyorsanız şimdi ekim zamanı olduğunu hatırlatmak isterim.

Pembe domatesler lezzetinde güzel günler dilerim.

19 Mart 2010 Cuma

TUZLU BİSCOTTİ ÇEŞİTLERİ

Geçtiğimiz hafta umreye yolculadığımız anneme yolluk olarak bayatlamadan uzun süre dayanabilen az yağlı hafif bisküvi ve kurabiye arayışlarındaydım. En altta gördüğünüz tatlı biscottileri yaptıktan sonra bir de tuzlu ne yapabilirim düşünceleriyle zihnim meşgulken sevgili Münevver (Nane Limon) imdadıma yetişti. Neden tuzlusunu yapmıyorsun, benim deneyip beğendiğim bir tarif var deyince çok sevindim. Ah! Münevverciğim, bloğunu güncellememene hala daha nasıl üzülüyorum.Gelişen yakınlaşma ve dostluğumuzdan ötürü ben senin mutfak deneyimlerinden çok faydalanıyorum, ama bundan mahrum olan diğer arkadaşlarım için de üzülüyorum. Ben birgün tekrar yazmaya başlayacağın, bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşacağın günün umudunu taşıyorum.
İlk tuzlu biscottiler Münevverciğimin önerdiği Canelle et Vanille'nin bloğunda paylaştıklarının aynısı. Parmesanlı, biberiyeli bisküviler. Yaptığım gün o kadar beğenildi ki neredeyse annemin yanına koymak için bile kalmayacaktı.
İkinci fotoğraf ve altındakiler daha sonra biraz daha çeşitlendirip farklı lezzetler yakalamak amacıyla hamur tarifine sadık kalıp, ilave olarak kurutulmuş domates parçaları ve ceviz ekleyerek yaptığım benim denemem.
Hamur malzemeleri aynı olduğu için ilk yaptığım parmesanlı ve biberiyelinin tarifini yazıyorum.
Siz de kendi beğendiğiniz malzemeleri ekleyip ya da çıkararak yeni tarifler oluşturabilirsiniz.
Malzemeler Amerikan cup ve kaşık ölçüleriyle verildiği için ben de o şekilde yaptım.
Malzemeler
1) 1 3/4 bardak un
2)1/2 tatlı kaşığı tuz
3) 1/4 tatlı kaşığı karabiber
4) 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
5) 2 dal doğranmış taze biberiye
6) 3,5 çorba kaşığı parmesan peyniri
7) 2 adet yumurta
8) 3 çorba kaşığı eritilmiş tereyağ
Yapılışı
1) Fırını 175 derecede ısıtmaya başlayın.
2) İlk altı malzemeyi rondoya koyup rondoyu kısa süre çalıştırın.
3) Eritilmiş ve ılınmış olan yağın içine iki yumurtayı ekleyip çatalla hafif çırpın ve unlu karışıma ekleyin.
4) Hamur bulgurumsu bir görünüm alana kadar rondoyu çalıştırın.
5) Hamuru bir yoğurma kabına alıp elinizle biraz yoğurup bütünleşmesini sağlayın.
6) İki parçaya ayırdığınız hamuru rulo haline getirip yağlı kağıt döşenmiş tepsiye yerleştirin.
7) Orijinal tarifte yoktu ama ben üzerlerinin kızarmasını istediğim için 1 yumurta sarısını sürüp değirmenle deniz tuzu ve tane karabiber çekerek süsledim.
8) Fırında 30 dakika kadar pişirdikten sonra tepsiyi fırından çıkarıp bisküvilerin ılınmalarını bekleyin.
9) Ilınan bisküvileri 1cm. kalınlığında dilimleyip fırın ızgarasına dizin. Bu kez 125 derece fırında kuruyana kadar (yaklaşık 20-25 dak) kadar bir kez daha fırınlayın.









Parmesan peynirini çok tuzlu bulduğumdan benim damak tadıma pek hitap etmese de bu bisküvilere çok yakışmışlardı. Taze biberiye ve parmesan (yerine eski kaşar veya tulum peyniri de konabilir düşüncesindeyim) birlikteliği çok güzel olmuştu.
İkinci yaptığım bisküvilere bunlara ilave olarak eklediğim kurutulmuş domates parçaları ve irice kırılmış ceviz hem renk hem de ayrı bir lezzet vermişti. 1 ölçüden yaklaşık 30 dilim civarında çıktı. İçindeki çok az yağdan dolayı yüksek kalori içermediğini düşündüğüm bu bisküviler diyette olan arkadaşlar için de çok idealler diye düşünüyorum. Açlıktan içiniz ezildiğinde veya çayınızın yanına çok güzel eşlikçiler.



Bu son ikisi de tatlı olanlar.
Her ikisi de Cenk'in (Cafe Fernando) tarifi. Biri fındıklı biscottiden uyarladığım, içine bolca taneli reçellerden ve bilumum kurutulmuş meyvelerden oluşan benim Selanik gevreği adını taktıklarımı daha önce paylaşmıştım.
Kakaolu da aynen Cenk'in uyguladığı tarif. Yağ ve şeker miktarları diğer bisküvi ve kurabiye türlerine göre oldukça az olduğu için benim favorim oldular.
Bol güneşli ve sıcak günler dileyerek afiyetler olsun.

14 Mart 2010 Pazar

UN HELVASI

Bilgisayarın başına geçenlerde umreye giden annemin yanına içi ezildiğinde yesinler diye yaptığım, uzun süre bayatlamadan kalabilen, az yağlı bir kurabiye türü olan tuzlu biscottileri yazmak için oturmuştum. Ancak bugün canım babacığımın ölümünün sekizinci sene-i devriyesi olması sebebiyle onun adına yapıp dağıttığım un helvası tarifini sıcağı sıcağına paylaşmak istedim. Eğer yaptığım ve paylaşmak istediklerimi hemen yazamazsam araya zaman girince sürüncemede kalıyor ve arşivde bekleyenler arasında yerini alıyor.


Bizim evde un helvasının daha çok sevilmesine rağmen irmik helvası ile mukayese edildiğinde yağ miktarının daha fazla olması çok sık yapılmasını engeller. Çok ender olarak yaptığım için de Sezar'ın hakkını Sezar'a verip layıkıyla; yağıyla, şekeriyle oynamadan tam olarak yaparım.




Uzun süre kavrulan undan dolayı biraz zahmetlice olmasına karşın yiyenlerin büyük beğenisini alan bu helva verilen emekleri boşa çıkarmıyor. Bu kadar basit ve az malzeme ile saray mutfağına yakışan çok lezzetli bir helva oluyor.


Sözü uzatmadan malzeme listesini vererek tarife geçeyim.

Malzemeler

1) 375 gr. tereyağ

2) 500 gr. un

3) 250 ml. su + 250 ml. süt

4) 500 gr. şeker

5) 2 çorba kaşığı üzüm pekmezi

6) 50 gr. dolmalık fıstık + yarım su bardağı iri parçalanmış ceviz



Yapılışı


1) Tereyağ orta boy bir tencereye konup eritilir. Un ve dolmalık fıstıklar ilave edilip kısık ateşte sürekli karıştırılarak tam bir saat kavrulur. Un ne kadar kısık ateşte uzun süre kavrulursa helva o kadar lezzetli olur.


2) Kavurma işleminin yarısında sıvı karışımın (su ve süt)içine şekerin bir avuç kadarı ve pekmez konup kaynama noktasına getirilir. Şeker eridiğinde ocak kapatılır ve ılınmaya bırakılır.


3) Kavurma süresinin sonuna doğru cevizler de una ilave edilir. Kavurma işlemi bir saati bulduğunda ve unun rengi kahverengiye dönüştüğünde kaşığı tuttuğunuz elinize fırın eldiveninizi giyerek (sıçrayanlardan dolayı eliniz yanmasın diye) ılınmış olan sıvı karışımı bir kerede boşaltın ve hızlı hızlı sürekli karıştırın. Un sıvı karışımı hemen çekecektir.
4) Katılaşan helvaya bu sefer de kalan şekerin tamamını ekleyip şeker tamamen eriyip homojen bir karışım oluncaya kadar kuvvetlice karıştırılır.
5) Tencerenin üstüne bir mutfak havlusu konup kapağı kapatılır. 15-20 dakika demlenmeye bırakılır. Sürenin sonunda helva kaşık yardımıyla şekil verilerek servis tabağına dizilir. Ben dondurma kaşığı ile şekil vermeyi tercih ettim. Üzerlerine yarımşar ceviz ve istenirse tarçın eşliğinde sunabilirsiniz.
Herkese afiyet olsun. Ağız tadıyla, güzel günler dilerim.

Canım babacığım, ruhun şad; mekanın cennet olsun.

4 Mart 2010 Perşembe

BİZİM MUTFAKTAN ÇIKANLAR


Uzun bir aradan sonra herkese merhaba. Bu fotoğrafları yüklediğimden bu yana iki gün geçmesine rağmen yazmak ancak şimdiye kısmet oldu. Son günlerde misafirlerim ve başka yapılması gereken işlerimden dolayı bloğumu ve sizleri çok ihmal ettim. Bir de son on gündür bilgisayarımdaki virüs tarama sistemini devreye sokamadığımızdan interneti açmak dahi mümkün olmadı. Çocukların bilgisayarından fırsat bulabildikçe kısa ziyaretler yapsam da yorumlarınıza teşekkür bile edecek fırsatı bulamadım. Bu nedenlerle beni affetmenizi dilerim.

Geçen zaman zarfında acı tatlı pek çok güzel olay oldu. Güzellerden biri şubatın 19 unda canım kardeşim Zuhal'in doğum günüydü. Kardeşler arasında en küçüğümüz olduğundan onun doğum günlerini kutlamak bizim için her zaman çok keyifli ve eğlenceli olmuştur.
Mutlu yıllar canım kardeşim.Bir kez de buradan, herşeyin gönlünce olacağı, sağlık, mutluluk ve neşeyle dolu bir ömür dilerim.
Çikolata ve çikolatadan yapılan herşeyi çok sevdiği için yine kardeşimin tercihleri doğrultusunda
bol çikolatalı ve vişneli bir pasta yaptım. Üzerini de ilk kez denediğim plastik çikolatadan yaptığım güllerle dekore etmeye çalıştım. Çalıştım diyorum, çünkü gül şeklini verirken çikolatanın el sıcaklığı ile erimesi beni biraz zorladı. Ama zevkli bir uğraştı.
Başka bir gün de gelecek olan misafirlerim için, yaz aylarında konservesini yaptığım şeftalileri kullanarak franjipan dolgulu şeftalili bir tart yaptım. Krem anglez eşliğinde ikram ettiğim şeftalili tartı yiyenler çok beğenmişti. Badem ve şeftali çok güzel bir lezzet birlikteliği sergilemişti.


Yaz gelmeden diğer meyvelerden yaptığım konserveleri de sanıyorum bu şekilde kullanmak kaçınılmaz oldu. Kayısı ve vişne konservelerimin de bu tür tartlara yakışacağını düşünüyorum.
Bakalım neye kısmet olacaklar?

Daha önce sizlerle paylaşmış olduğum bu cevizli çöreklerin hamurunun yarısına ezilmiş haşhaş ilave ederek farklı iki çörek yaptım. Oğlum hariç genelde tahini ve haşhaşı çok seven bir ev olduğumuzdan neyin içine girerse girsin çok severek yiyiyoruz. Buraya kendim için bir not düşeyim. En kısa zamanda yöresel bir yemek olan içinde haşhaşın olduğu bir tarif sözü vereyim. Sarma aşı.


Yukarıda gördüğünüz ise elimde bir başka projeden kalan kalp şeklindeki kakaolu bir pandispanya patını değerlendirmek amacıyla yola çıkarak yaptığım, tamamen benim uydurduğum merengli bir pasta. Uydurdum belki ama fındık krokanıyla, arasına sürdüğüm dulce de lecheli kremayla ve ağızda eriyen kakaolu mereng ve çikolata sosuyla kremalı pastayı aratmayacak lezzetteydi.
Sanıyorum sevgililer günü için yapmıştım. Eşim ve çocuklar öylesine beğenmişlerdi ki çok da hafif olan bu pasta hemen o an tüketilmişti.


Güzel günlerden birisi de geçtiğimiz pazar günüydü. Mezun olduğum lisenin geleneksel simit ve salep gününe o günlerde de en iyi arkadaşlarım olan Hümeyra, Sevgül ve Sakine ile ilk kez birlikte katılıp o eski günleri ve anılarımızı hatırlayıp anmamızdı. Benim için çok duygusal ve keyifli bir gün oldu. Seneler sonra lise günlerime geri döndüm. Okulum, eski sıra arkadaşlarım, yaramazlık yaptığımız koridorlar, sıralar ve buluşma yeri kantinimiz. 34 yıl sonra aynı havayı solumak, eski günlerdeki gibi öğle tatillerinde bahçedeki gezintilerimiz yeniden canlandı gözümüzde. Herkesin birbirine sorar gözlerle bakması, siz hangi sınıfta, şubedeydiniz soruları eşliğinde meraklı bakışlar. Arkadaşlarımın bazıları torun sahibi olmuş, öğretmenlerimizin pek çoğu göçmüş bu dünyadan. Sevgi dolu hafif bir hüzün olsa da günün keyfini kaçırmaya yetmedi. Ve artık bu özel günü beklemeden daha sık görüşme, buluşma istek ve sözleriyle günü tamamladık.
Bezeli pasta tarifini bir sonraki iletiye bırakarak hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum.

Yönetici Giriş Paneli


Special design for Işıl'ca Tatlar by GeCe