30 Kasım 2007 Cuma

ANASONLU GEVREK

Bu anasonlu gevrekleri çalıştığım yıllarda mesai aralarında çok acıktığımız zaman açlığımızı yatıştırsın diyerek çayın yanında ufak atıştırmalıklar olarak pastanelerden alırdım. Emekli olup da evde vakit geçirmeye başladığımda bu lezzeti de unutmuşum. Taa ki bir gün komşumu ziyarete gittiğimde onun bu gevrekleri yaptığını görünce hem de pastanelerden aldıklarıma nazaran çok daha lezzetli olduklarına tanık olunca hemen tarifini aldım. Yapımı hem çok kolay ve hazırlanma süresi çok kısa olan bu gevrekler canınız hafif birşeyler yemek istediğinde veya bir çeşit olarak misafirlere ikram etmek için de idealler. Ben ve ev halkı anasonlu gevreği seviyoruz.Ancak sizler sevmiyorsanız bunun yerine değişik (çörekotu, susam) bitki tohumları veya üzerine rendelenmiş eski kaşar, kırmızı biber, karabiber serperek de alteratifler yaratabilirsiniz.

Daha önceleri sadece pastane raflarında görmeye alışık olduğum selanik gevreği, anasonlu gevrek, acıbadem kurabiyeleri gibi mamulleri artık evde yapmak ve içinde ne olduğunu bilerek tüketmek benim içimi rahatlatıyor. Her ne kadar hijyen kurallarına uyularak yapılıyor da olsalar içine konan maddelerin sağlığımıza uygun olup olmadığı (örneğin margarin kullanmaları) konusundaki endişelerim hep sürüyordu. Evde yaptığım şeyleri yerken ve yedirirken içim çok rahat ediyor.

MALZEMELER:

1) 250 gram un
2) 1 tatlı kaşığı tuz
3) 1 çorba kaşığı anason (ben 1,5 kaşık koyuyorum.)
4) 1 çay bardağı su (normal çay bardağıyla)
5) 1 çay bardağı halis sızma zeytin yağı

YAPILIŞI:

Tüm malzeme çukur bir kaba konup yoğrulacak ve yağlanmış normal fırın tepsisine dökülüp elle bastıra bastıra yayılacak, Hamurun çok az olması sizi endişelendirmesin. Çünkü piştiğinde de çok ince bir şekilde olması gerekiyor. Üzerine hafif çırpılmış bir yumurta sürülüp rulet veya bıçak ile kesilip 175 derecede ısıtılmış fırına verilecek ve üzeri kızarana dek pişirilecek. Kaşar peyniri ile yapmak isterseniz fırına vermeden önce üzerine kaşar peyniri rendesini veya baharatlarınızı serpebilirsiniz. Yapmak isteyen herkese afiyet olsun.

28 Kasım 2007 Çarşamba

ESRA'NIN ANISINA... KUZU HAŞLAMA



Hepinizin de bildiği gibi, Kevgir Dergisi'nin Aralık ayı sayısı sevgili Esra'nın anısına ve onun yaptığı yemeklerle çıktı. Paylaşımda bana yapacak yemek kalmamıştı; ancak, ben de Esra'nın yaptığı yemeklerden birisini yapıp bloğuma koyarak onun anısını yaşatmak istedim. Blog dünyasında çok yeni olmama rağmen sevgili Esra yapmış olduğum selanik gevreğini görünce vefatından önceki salı günü hem de hasta yatağından 'tamam yapacağım ben de fındıklı biskotti, insan bu kadar da özendirilmez ki' diye yorum bırakmış ve beni çok mutlu etmişti.Sevgili Esra gidişinle bütün yakınların, öğrencilerin ve blogcu arkadaşların olarak çok çok üzüldük. Bizler Büyüleyen Mutfak Kokusu'yla seni özleyeceğiz ve unutmayacağız.


Malzemeler:


1) 1 kilo haşlamalık koyun eti
2) 2 adet havuç
3) 4 ya da 5 adet patates
4) 15 ya da 20 adet arpacık soğan
5) 1 tatlı kaşığı tane karabiber
6) 1 adet defne yaprağı


Yapılışı:


Etler önce soğuk suyla yıkanarak kanlarının akması sağlanır. Düdüklü tencereye konur, üzerine çıkacak kadar su ilavesiyle harlı ateşte ağzı açık olarak 15 dakika haşlanır. Bu arada oluşan köpükler kevgirle toplanıp atılır. Daha sonra, temizlenmiş, dörde bölünmüş havuçlar, soyulmuş küçük patatesler ve arpacık soğanları, karabiber ve defne yaprağı tencerenin içine konur. Tencerenin kapağı kapatılır ve buharı çıkmaya başladıktan sonra 30 dakika haşlanır. Tencere biraz soğuduktan sonra açılır ve servis yapılır.
NOT: Havuç ve defne yaprağı Esra'nın tarifinde yoktu. Bunlar benim ilavelerim.

25 Kasım 2007 Pazar

SÜRPRİZ DOĞUMGÜNÜ PARTİSİ VE PASTASI



Birtanem, canım kızımın doğum günüydü bugün. Yıllar nasıl da su gibi akıp gitmişti, sanki daha dün gibiydi onu ilk kucağıma aldığım, kokladığım gün. O şimdi kocaman, sevgi dolu yürekli, saf, masum bir genç kız olarak dün olduğu gibi bugün de yaşam kaynağım olmaya devam ediyor. Güzel kızım, senin ve kardeşinin varlığıyla çok mutlu olduk, anne baba olmanın ne demek olduğunu anladık.

Sizleri öpüp, koklarken, sizlerle konuşurken o sohbetlere doyamayan, duygularını kağıda dökmekteki yeteneksizliğinin sözcüklerin yetersiz geldiğine inanan anneniz olarak yaşamı dolu dolu, bütün renkleri ve güzellikleriyle yaşayabilmeniz, bol bol sevmeniz ve sevilmeniz dileklerimle...

Evet pasta değil ama kızımın arkadaşlarını ondan habersizce eve davet ederek ona doğum günü yapmam kızım için büyük sürpriz oldu. Kızım doğum gününün aile içinde küçük bir kutlama ile yapılacağını düşünüyor, pasta için de düşündüğüm süslemelere itiraz edip, anneciğim kendini yorma, nasıl olsa kimse gelmeyecek basit bir pasta ile yetinelim diyordu. Ancak ısrarlarıma daha fazla karşı koymayarak beni kendi halime bıraktı, sonunda nasıl istersen öyle yap dedi.

Bugün ona sürpriz yaparak doğumgününe gelen arkadaşlarıyla sarılıp kucaklaşmaları unutulacak cinsten değildi. Kızım çok şaşırdı ve onları görünce çok mutlu oldu. Onu bu mutlu gününde yalnız bırakmayan arkadaşlarına ben de çok teşekkür ederim.

Gelelim pastaya; Bizim evde en çok çikolatalı pastalar sevildiği için içini çikolatalı, fındık krokanlı ve vişneli olarak hazırlayıp üzerini de şeker hamuru ile kaplayıp Acemi Şef'in bir pastasından ilham aldığım çiçek buketi ile süsledim.

Ayrıca bu pastayı Kaynana Çatlatan tarifler adı altındaki etkinliği de düşünerek hazırladım. Yiyen misafirlerimiz beğendiklerini söylediler. Umarım sizler de beğenirsiniz.

Pastanın yapılışı

MALZEMELER

1) 4 adet 23cm çapında çikolatalı pandispanya katı
2) 500 gr.bitter kuvertür çikolata
3) 500 gr. krema
4) 1 paket creme ole
5) 2 su bardağı süt
6) 2 su bardağı fındık krokan
7) 1 su bardağı vişne
8) 750 gr kadar şeker hamuru

Daha önce hazırlayıp pişirdiğim pandispanya katlarını badem aroması da kattığım vişne suyu ile hafif ıslatarak işe başladım. 500 gr kremayı kaynama noktasına gelene kadar ısıtıp içine küçük parçalara böldüğüm çikolataları atıp karıştırarak erimelerini sağladım. Bu kremayı biraz soğuttuktan sonra ilk katın üzerine bir kısmını yaydım ve üzerine fındık krokanın yarısını serpiştirdim. İkinci pandispanyayı üzerine koyup bunun da üzerine 2 su bardağı süt ile hazırladiğim creme oleyi yayıp üzerine suları süzülmüş vişne tanelerini yerleştirip üçüncü katı koydum. Bu kata da çikolatalı ganaj sürüp kalan fındık krokanları yaydım ve en son dördüncü katı da koyduktan sonra pastanın her tarafını ince bir tabaka halinde ganajla kapladım. Şeker hamuru ile kaplarken pastanın iyice soğumuş olması gerektiği için bu işlemleri bir gün önceden hazırladım. Ertesi gün yani bugün de şeker hamuru ile kaplayıp süslemelerimi yerleştirdim. Süleme kısmını Acemi Şef sevgili Esra'dan aldığım ilhamla yaptığımı söylemiştim Esra bloğunda görüntülü olarak çok güzel olarak anlattığı için onun bloğunu ziyaret etmenizi öneririm.

Pastanın süslemesi dışında yine Esra'nın yaptığı kirpi kurabiyeler de doğum günümüzü süsledi.
Şekilleri Esra'nınkiler kadar başarılı olmasa da bizler çok sevdik bu kurabiyeleri. Bu güzel kirpicikleri bizlerle tanıştırdığın için sana da çok teşekkür ederim sevgili Esra.
Doğum günümüzde yapılan mercimek köftesi, zeytinyağlı lahana ve yaprak sarma için de canım anneciğime teşekkür ederim.

20 Kasım 2007 Salı

AYVA TATLISI



Sonbaharla birlikte tezgahlarda arz-ı endam eden muhteşem meyvelerden biri de ayvadır. Muhteşemliği yalnızca meyve olarak tüketilmesinden değil yukarıda da görüldüğü üzere tatlı olarak özellikle eşim ve yiyen bütün misafirlerim tarafından aldığı takdirden anlaşılmıştır. Hele ki iyi cins ve de sulu ekmek ayvaları ise tadı gerçekten de çok güzel oluyor.Anlı şanlı büyük pastanelerde veya tatlıcılarda gördüğüm içine şeker boyası konduğu çok belli olan ayva tatlılarını görünce çok üzülüyorum. Bu kadar güzel bir tatlının tadını bozdukları için. İçinde şeker boyası gibi hiçbir katkı maddesi taşımayan bu tatlıyı 20 yıldır her sene birkaç kez yapıp misafirlerime de ikram ediyorum.Öyle ki bazı arkadaşlarımız gelmeden önce sipariş veriyorlar, ayva tatlısı varsa geliriz diyorlar. Gerçekten de yaptıklarımla övünmeyi sevmeyen biri olmama rağmen bu tatlının aldığı övgüler beni bu konuda mütevazi olmaktan alıkoyuyor.

Tarif 20 yıl önceye ait.O yıllarda çalıştiğim işyerinde şimdi rahmetli olan müdürümün eşi yapıp 2 tepsiye doldurup getirmiş ve herkes çok beğenip afiyetle yemişti . Ondan aldığım bu tarifle daha sonraki yıllarda da kardeşimle gerçekleştirdiğimiz Ortaköy maceralarımızda da(ilerleyen günlerde bu maceralarımızı anlatacağım) yapıp satmıştık. Orda da biten ilk yiyecek hep ayva tatlısı oluyordu
Umarım bu tatlıyı yeterince anlatmışımdır. Artık tarife geçebilirim.

MALZEMELER

1) 1 kg. ekmek ayvası (3 tane geliyor)
2) 2 su bardağı şeker
3) 1 veya 1,5 bardak kırmızı şarap (şarap miktarı ayvanın sululuğuna göre değişiyor)
4) 5-10 tane karanfil

YAPILIŞI

1) Yıkanan ayvalar ikiye bölünür, kabukları soyulur ve çekirdek yatağı sivri bir bıçak yardımıyla çıkarılır ancak bu çekirdek yatakları ve ayva çekirdekleri atılmaz. Çekirdekler rengini verecek, çekirdek yatakları da tatlının suyunun jölelenmesini sağlayacaktır.

2) Dibi geniş bir tencereye ayvaların yuvarlak kısımları alta gelecek şekilde ayvalar dizilir. (Orijinal tarifte tatlı çok kısık fırında pişiyordu, ancak pişme işleminin sonuna doğru suları köpürüp fırının içine taşmaya başlayınca ben ocakta pişirmeye başladım ve bu şekilde tadının daha güzel olduğuna karar verdim). Üzerlerine karanfiller konur, tozşeker ayvaların üstüne serpilir ve en son olarak 1 su bardağı kırmızı şarap eklenir. Tencerenin kapağı kapatılarak çok kısık ateşte pişmeye bırakılır.

3) Tencerenin kapağı açılarak ara sıra kontrol edilir, arada bir iki kez ayvalar ters yüz edilir, her tarafının aynı kıvamda pişmesi sağlanır. 1 - 1,5 saat gibi bir süre içinde (ocağınızın ateşine bağlı olarak) tatlının suyu köpürmeye başlayıp taşabilir. O zaman kapağı açık olarak kontrollü bir şekilde pişirmeye devam edilir.Bu arada ayvalar pişmiş, (Halen pşmeyen kısımları varsa biraz daha şarap ilavesi yapılabilir.) suyu da jölelenmeye başlamış olmalıdır.

4) Ayvalar piştikten sonra ocak kapatılır ancak hemen servis tabağına alınmaz. Tencerenin içinde soğumaya bırakılır. Tatlı soğuduğunda tencerenin dibindeki jöleler ayvanın üstüne konur ve bir parça kaymak ilavesiyle afiyetle yenir.

Bu tatlıda şarap kullanmak istemeyenler su ile veya Zinnur'un tarifinde olduğu gibi nar suyu ile de yapabilirler. Ama su ile pişirdiklerimin rengi bu denli kırmızı olmuyor.

Herkese afiyet olsun...



18 Kasım 2007 Pazar

CAFE FERNANDO'DAN FINDIKLI BİSKÜVİ BİZİM EVDE OLUYOR SELANİK GEVREĞİ


Cafe Fernando (Cenk) 'in geçen yıl yapıp bloğunda yayınladığı fındıklı bisküvilerin pişirme tekniğinin aynen selanik gevreği gibi olduğunu görüp çok sevinmiştim. Çünkü hepimiz selanik gevreğini çok seviyor ve bunu en güzel yapan pastanelerden alıp tüketiyorduk. Üstelik bir de içindeki yağ miktarının da oldukça az olduğunu görünce çok sık yaptığım kurabiyelerden oldu.

Cenk'in tarifinin içinde sadece fındık vardı. Ancak ben selanik gevreğinde de olduğu gibi içine bolca fındık, şam fıstığı, kuru üzüm, suları süzülmüş doğranmış portakal, turunç kabuğu reçeli, incir reçeli taneleri ve evdeki diğer kurutulmuş meyvelerden ne varsa hepsini hamura katıyorum. Anlayacağınız fındıklı bisküviler bizim evde selanik gevreği adı altında üretilip, süper bir hızla tüketiliyor. Artık pastane pastane taze selanik gevreği aramıyoruz, canımız istediğinde hemen evde yapıp yiyiyoruz.Bu gevrekleri de hafta içinde yapıp yemiştik. Araya etkinlik tarifleri girdiği için hemen yayınlayamamıştım.Cenk, çok teşekkür ederiz sana.Çok sevdiğimiz bir lezzetin tarifini bizimle paylaştığın için.

Arkadaşlar! tarifi görmek istiyorsanız Cafe Fernando'yu ziyaret edip kurabiyeler etiketi altında Fındıklı Biscuitti'ye tıklamanız yeterli.
Size fikir vermesi açısından yapım aşamalarının fotoğraflarını da yayınlıyorum.

13 Kasım 2007 Salı

İNCİR REÇELİ, TURUNÇ REÇELİ, AYVA REÇELİ










28.YE/ etkinliğinin ev sahibi sevgili Mahzun Prenses konu olarak Geleneksel Kış Hazırlıkları'nı seçince şimdiye kadar sadece izlemekle yetindiğim bu etkinliğe ben de ilk kez hem de üç reçel tarifi ile katılmak istedim. Bu üç reçel de kahvaltılarda olsun, çay saatlerinde olsun evde en çok sevilerek yenenler arasında yer almaktadır. Artık kışın geldiği şu günlerde bizim evde kış için hazırlananları yemeye başladık. Bunlardan turunç reçeli Kuşadası'ndan getirdiğim turunçlarla yapıldı. İncir ise Mayıs ayında çıktığı için o zaman alıp yaptıklarımdandı. Ayva reçelini ise biraz da bu etkinlik için biraz erkene aldım.

Konu Kış hazırlıkları olunca çok sevinmiştim. Çünkü ben halen daha elimden geldiğince yazdan bu yiyecekleri hazırlamaktan ve onları tüketmekten mutlu oluyorum. Bu arada eşim bu tür yiyecekleri hazırlayan Türkiye'nin en eski ve meşhur gıda firmalarından birinde çalışıyor. Benim yazın böyle hummalı bir şekilde hazırlandığımı gördüğünde de bana kızıyor, kendini yorma , bunlarla uğraşma diye.

Ama ben evimde kendi kurduğum turşular, yaptığım reçeller, salçalar, tarhanalar, konserveler, derin dondurucuya koyduğum (deniz börülcesinden enginara, barbunyalara, fasulye, patlıcan, biber, domates daha aklınıza hangi sebze gelebilirse)

Yiyecekler olmazsa o kışı aç geçirecekmişim gibi geliyor. İşin şakası bir yana bunlar bizim geleneklerimizde olan benim de yapmaktan ve yemekten zevk aldığım yiyecekler.

Ev sahibimiz sevgili Mahzun Prenses'e böyle güzel bir konuyu seçtiği için teşekkür ediyor acaba daha bilmediğim hangi hazırlıklar yapılıyor olabilir diye merakla bekliyorum.Sana şimdiden kolaylıklar diliyorum sevgili Mahzun Prenses. Ellerine, gönlüne sağlık.

TURUNÇ REÇELİ
MALZEMELER


1) 15 adet orta büyüklükte turunç
2) 1 kg. toz şeker
3) 1 limon suyu

YAPILIŞI

Turunçlar yıkandıktan sonra dış yüzeyleri rendenin ince tarafı ile çok derin olmayacak şekilde rendelenir.

Alt ve üstlerinden biraz kesilip turuncun büyüklüğüne bağlı olarak 6 veya 8 dilime ayrılan kabuklar elle soyulur. Bu kez de iç kabuklarının fazlası bıçak yardımıyla alınır. Bu şekilde hazırlanan turunç dilimleri yorgan iğnesine geçirilmiş ipe dizilir.

Büyükçe bir tencereye bolca su koyulup kaynatılır ve kaynayınca ipe dizilmiş turunçlar içine atılır. Yumuşayıncaya kadar pişen turunçların suyu dökülür, acısının iyice çıkması için bir kez daha bu işlem tekrar edilir. Yine suyu dökülür ve bundan sonra 4-5 gün soğuk suyun içinde bekletilir. Ancak bu suyun günde iki veya üç kez değiştirilmesi turunçların acılığının daha çabuk gitmesini sağlayacaktır. Tercihen bakır yoksa da emaye bir tencereye şeker ve onun seviyesine gelecek kadar su koyulup kaynamaya bırakılır. Kaynamaya başlayınca bir iki karıştırılıp şekerin erimesi sağlandıktan sonra fazla suları süzülmüş turunç dizileri içine atılır ve orta ateşte turunçlar şurubu içine çekene dek kaynatılır. Arada bir alt üst edilen turunçların şurubunu içine aldığını gördükten sonra limon suyu veya limon tuzu (1/2 çay kaşığı) ilave edilip bir iki taşım daha kaynatılıp ocak kapatılır. Soğuduktan sonra ipleri kesilip çıkarılır ve temiz cam kavanozlara boşaltılır.

İNCİR REÇELİ

MALZEMELER :

1) 100 adet kabukları soyulmuş incir (Mümkünse küçüklerini seçin)
2) 1 kg. toz şeker
3) 1/2 mercimek tanesi büyüklüğünde göktaşı (göztaşı)
4)1 paket vanilya veya 5-6 tane karanfil
5) 1/2 çay kaşığı limon tuzu

YAPILIŞI


Yıkanan incirler içine bolca su konmuş olan tencereye alınır ve içine göztaşı da ilave edilerek(göztaşı zehirli bir madde olduğundan elinizi sürmeden kaşıkla ve evinizde de çocuklardan uzak yerlere koyunuz) kaynamak üzere ocağa konur. Orta ateşte incirler hafif yumuşayıncaya kadar pişirilir. Çok pişirilirse incirin çekirdekleri dışarıya çıkabilir. Pişirdiğimiz incirleri göztaşının zehrinden arındırmak için şimdi bolca yıkamamız lazım. Pişme suyunu döküp birkaç kez bolca soğuk sudan geçirip (7-8) arada bir iki kez de incirleri iki üç parmak arasında hafifce sıkarak içlerindeki suyun boşalmasını sağlayalım . En son sudan yine incirleri parmak uçlarımızla sıkarak çıkaralım. Yine bakır veya emaye bir tencereye şekeri ve üzerine gelecek kadar suyla ocağa koyup kaynamaya bırakalım. Kaynamaya başladıktan 5 dakika sonra suları iyice süzülmüş olan incirleri içine atalım ve arada bir karıştırarak kaynamaya bırakalım. İncirler şurubu içlerine çekip şiştiklerinde ve şurup koyu bir kıvama geldiğinde olmuş demektir. (Bunu test etmenin yollarından biri de bir çay tabağına damlatılan şurubun dağılmaması gerekir). Limon tuzunu veya onun yerine limon suyunu ve karanfilleri içine atıp bir iki karıştırıp ocağı söndürünüz. Soğuduktan sonra kavanozlara boşaltıp kapaklarını sıkıca kapayınız. Not; içine konulan göztaşı incirlerin yeşilini korumasını ve böyle cam gibi parlak olmasını sağlıyor.

AYVA REÇELİ

MALZEMELER

2 kg. ayva

1200 gr. toz şeker

1/2 çay kaşığı limon tuzu

YAPILIŞI

Ayvalar yıkandıktan sonra kabukları soyulur ve istenilen büyüklükte doğranır.Çıkarılan çekirdek, çekirdek yatakları ve bir ayvanın kabuğu atılmayıp(bir tülbente sarılıp) ayvalarla birlikte büyükce bir tencereye konur. Üzerine bir buçuk bardağı su konup orta ısıdaki ateşte tencerenin ağzı kapalı olarak pişmeye bırakılır. Ayvalar yumuşayınca ocak kapatılır ve bir süzgece konup sularının süzülmesi sağlanır. Süzülen su büyükce bir tencereye alınır ve üzerine toz şeker ilave edilip şekerin erimesi beklenir. Şeker eriyince ayvalar ve tülbent içindeki bütün malzemeler tencereye konup birlikte kaynamaya bırakılır. Ayvalar kısık ateşte kaynadıkca renklerini verecek ve diğer malzemeler de jölelenmesini sağlayacaktır. 15-20 dakika kaynadıktan sonra limon suyu konup bir iki taşım daha kaynatıldıktan sonra ocak kapatılır.Sıcakken kavanozlara boşaltılıp kapakları sıkıca kapatılır.Ben bütün reçellerime az şeker koyduğum için bozulmalara karşı buzdolabında saklanmasını öneririm. Yapmak isteyen herkese kolay gelsin ve afiyet olsun.



10 Kasım 2007 Cumartesi

10 KASIM ATATÜRK'Ü ANMA GÜNÜ

SENİ ÇOK ÖZLEDİK...

SEPET MAKARNA


Geçtiğimiz hafta hava değişimi ve soğuk algınlığından dolayı mutfakta tencere yemeklerinin dışında çok fazla bir şey yapamadım. Şunu da itiraf etmeliyim ki bloğum olmadan önce çok daha fazla mutfakta olup, sizlerin yaptığı tarifleri deneme şansım oluyordu. Şimdilerde ise bloğumla ilgilenmekten yeni tarifleri uygulamaya fazla vaktim olamıyor. Böyle olunca da sizlerin karşısına yine eskilerden geçen yıl yaptığım Soframız mutfağından Hale'nin sepet makarnası ile çıkmak istedim. Hepimizin çok severek yediği bu yemek besleyiciliği yanında çok da doyurucu. Zor değil ancak el oyalayıcı olması nedeniyle bu yemeği boş bir zamanınızda yapmanızı öneririm. Genel hatlarıyla aynı olmak üzere oğlum Hale'nin içine koyduğu sebzeleri yemediği için sadece sebzelerini değiştirerek, bezelye, sosis koyarak onun da sevebileceği bir hale getirdim. Ben derin dondurucumda yer olduğu zamanlar bu tür oyalayıcı yemekleri de hazırlayıp (boş bir zamanımda) kabıyla birlikte dondurup yeneceği zaman dolaptan çıkarıp fırınlıyorum. Tabiki resimler de daha bloğum olmadan önce kendime arşiv yapayım diyerek çektiklerimden.

O günlerde birgün bloğum olacağını kestirebilseydim daha özenli resimler çekerdim. Öyle tabakta kenarlarda kalmış parçalar olmaz, göze de hoş gelebilirdi.

Daha sonra bu yemeği Asya'nın ve Münevver hanım(nane limon) ın da yapmış olduklarını gördüm. Her ikisi de çok güzel yapmışlar, onlarında ellerine sağlık. Tarifi vermiyorum. Çünkü Hale bloğunda çok güzel anlatmış ve Münevver hanımla birlikte çok da güzel fotoğraflamışlar.


Yapmak isteyenlere kolay gelsin ve afiyet olsun derim.

6 Kasım 2007 Salı

KARA ORMAN PASTASI ÇEŞİTLEMELERİ


Son günlerde bu tür pastalar yapmayınca ben de daha önceden yapıp fotoğraflarını çektiğim pastalarımı sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Bu pastayı geçen yıl kardeşimin doğum gününde yapmıştım. Uzun zamandır Zinnur'un (Bizim Pastane) bloğunda görüyor ancak aynen uygulamak için creme fraiche olmadığından aynı lezzeti yakalayamam diye düşünüyordum. Şubat tatilinde Fransa'ya giden kardeşime ilk verdiğim sipariş creme fraiche idi. Döndüğünde de bu pastayı onun da çok beğeneceğini düşünerek yaptım. Tadı gerçekten de çok güzel olmuştu. Daha sonra da birçok defalar yaptığım bu pasta yiyen herkes tarafından çok beğenildi. Tabi Türkiye'de creme fraiche üretilmediğinden ben her yurt dışına gidene sipariş verip, getirdiklerinde de çocuklar gibi seviniyorum. Arada bir zorunlu kalınca Zinnur'un tarifini uygulayarak evde de kendim creme fraiche hazırlıyorum. Çünkü bu krema ile çikolata ve vişnenin buluşması çok lezzetli olup bizim damak tadımıza çok uyuyor.


YAPILIŞI

24 cm. lik kakaolu pandispanya

2 1/2 bardak creme fraiche

2 su bardağı çekirdekleri çıkarılmış suyu süzdürülmüş vişne taneleri

150 gr. bitter çikolata

1 tatlı kaşığı badem esansı

1/2 bardak vişne suyu+ 1 çorba kaşığı şeker

3 çorba kaşığı toz şeker


Öncelikle pandispanyayı enine üç parçaya bölüyoruz , ilk katı pasta altlığımızın üstüne yerleştiriyoruz ve içine badem esansını eklediğim şekerli vişne suyu ile hafif nemlendiriyoruz.

Sonra 1/2 su bardağı creme fraiche'yi mikserle yumuşak tepeler oluncaya dek çırpıyoruz ve benmari usulü eritilmiş çikolata ile karıştırıyoruz. Bu karışımı 1. kek katının üzerine yayıyoruz.

Zinnur'un tarifinde yoktu ama ben bu kata da vişne tanelerinden biraz yerleştirdim.Tadı çok fazla gelir diye vişneleri şekerleme olarak değil sade olarak koydum.

Bu kez ikinci katı da pastanın üzerine yerleştirip yine vişne suyu ile nemlendirdim ve kalan vişne tanelerini üstüne yaydım.

1/2 bardak creme fraiche'yi 1 tepeleme corba kaşığı şekerle çırpıp vişnelerin aralarını dolduracak şekilde yaydım.

Son kek katını da koyduktan sonra onu da nemlendirdim.

Kalan 1 1/2 bardak creme fraiche'i 2 veya daha tatlı severseniz 3 çorba kaşığı şeker ile koyu bir kıvama gelene dek çırptım ve pastanın her tarafını bu krema ile kapladım. Her iki kata da vişne koyduğum için üzerinin süslemesinde vişnem kalmadığı için kullanamadım. Zinnur'un anlattığı gibi hafif yumuşatılmış çikolatadan bukleler yapıp üzerini onlarla kapladım.

Yukarıda da gördüğünüz gibi Zinnur'un tarifine bire bir uymasam da malzemeler aşağı yukarı aynıydı ve biz o hafif mayhoş, bol çikolatalı Karaorman Pastasını çok seviyoruz.

Bize böyle güzel bir pastayı tanıttığın için tekrar teşekkür ediyorum sevgili Zinnur.

4 Kasım 2007 Pazar

Münevver Hanım'ın Sıcak Çikolatalı Keki



Daha önce yaptığım çikolatalı sufleleri yiyen çocuklarım biz bunun içinden çikolata akmasını da istiyoruz demişlerdi. Sevgili Münevver'in yapmış olduğu sıcak çikolatalı kekleri gören çocuklar ' işte biz bundan istiyoruz' deyince ben de bugün onların isteklerini yerine getirmeye çalıştım. Münevver Hanım'ın tarifine aynen uydum.Kekleri fırına ikişer ikişer koydum. Yalnız ben hamuru altı tane kaba böldüm ve üç tanesinin içine küçük birer parça bitter çikolata koydum.(Her ihtimale karşı çok pişerler de içinden çikolata akmazsa diye) Nitekim öyle de oldu. İlk pişen iki taneden çikolata koymadığım (ki bu kap küçük sufle kabı idi) çikolata
akmadı, cam olan diğerinden ise az miktarda aktı. İkinci pişirdiklerimi fırında 10 dakika yerine 9 dakika tuttum. Daha başarılıydılar. Yukarıda gördüğünüz resim ikinci parti pişenlerden birisi.
Münevver Hanım'ın da uyarılarıyla burdan çıkarttığım sonuç şu oldu. Kapların cinsi(kalınlığı, inceliği) sonucu etkiliyor. Paşabahce'nin cam kaplarında pişirdiklerim daha iyiydiler. Bu enfes sıcak kekleri denemek isteyen arkadaşların ( tarifi ve tüm incelikleri görmek istiyorsanız) sevgili Münevver Hanım'ın (Nane ve Limon) bloğuna bakması rica olunur.
Teşekkür ederim Münevver hanım, ellerinize sağlık.

3 Kasım 2007 Cumartesi

Sakızlı lorlu kurabiye ve bulgurlu börek



Düğünden döndüğümden beri evde birikmiş yapılmayı bekleyen işler, alışverişler ve biraz da mevsim değişikliğinden doğan yorgunlukla bloğuma yeni tarifler ekleyememiştim. Bu akşam evde yemek de olmayınca İzmir'den aldığım (nedense bana hep oraların lorları çok daha güzel geliyor, bilmem yanılıyormuyum) enfes, bol yağlı tatlı lorla yapılan kurabiyeleri yapmayı planlamıştım. Yanına da tuzlu birşeyler olursa akşam yemeğini böylece tamamlarım dedim. Daha önceden hazırlayıp buzluğa kaldırdığım bulgurlu böreklerimi de pişirip yanına da domates, salatalıkve bir iki reçel çeşidiyle tamamlanan akşam yemeğinden herkes çok mutlu oldu.


Bu kurabiyeleri daha önce Sibel' in Kahvesi' nde görüp denemiştim ve çok beğenmiştim. Çünkü, öncelikle çok az miktarda zeytinyağıyla yapılıyor olması, sonra da içindeki damla sakızı aroması ve pişerken evi kaplayan o müthiş koku gerçekten cok güzeldi.


Sibelin ellerine sağlık beni bu enfes ve sağlıklı kurabiyeler ile tanıştırdığı için. Tarifi yazmıyorum, zira Sibel çok detaylı bir şekilde anlatmış. Yalnız ben bir değişiklik yapıp tam buğday unu ile hazırladım ve üzerlerine de bir parça ceviz koyup az şeker serptim. Ne zaman böyle güzel tatlı bir lor bulursam bu kurabiyeler mutlaka yapılıyor. Sizlere de denemenizi öneririm.




BULGURLU BÖREK



Börekten çok içli köfteye benzeyen bu lezzet bütün yiyenler tarafından çok beğenildiğinden boş zamanlarımda hazırlayıp pişirmeden derin dondurucuda sakladığım çok sayıdaki yiyeceklerden birisi. Az sayıda gelen misafirler için bir tepside hem tatlı (kurabiye, muffin gibi) hem de böyle porsiyonluk börekleri pişirmek zamandan, enerjiden ve israftan en önemlisi de hemen bittiği için sizi kilo almaktan kurtarır. Ben birkaç çeşit yapıp derin dondurucuda sakladığım yiyecekleri gelen misafir sayısına göre bir tepsiye iki üç çeşidi koyup pişiriyorum. Hepsi bir kerede pişiyorlar ve size sedece çayı demleyip misafirlerinizin yanında oturmak kalıyor.

MALZEMELER

1) 3 adet yufka
2) 300 gr kıyma
3) 1 adet orta boy soğan
4) 1 çay bardağı köftelik ince bulgur
5) 1 çay bardağı dövülmüş ceviz(Çok küçük çekilmiş olmamalı)
6) 125 gram tereyağ veya margarin (ben kesinlikle margarin kullanmıyorum)
7) 3 -4 çorba kaşığı yoğurt
8) Tuz, karabiber
9) 1 çay bardağı su
10) Galeta unu

YAPILIŞI

1) Küçük küçük yemeklik doğranmış soğan ve iki kaşık zeytinyağ bir tavada az sotelenir, içine kıyma ilave edilip kavrulur. Kavrulan kıymanın üzerine bulgur ve onun da üzerine suyu dökülüp ocak ve tavanın üzeri kapatılır. Bu sayede bulgurların şişmesi sağlanır.
2) 15 dakika sonra tavanın üstü açılır ve içine ceviz, tuz, karabiber eklenip iyice karıştırılıp soğumaya bırakılır.
3) Bir başka kapta yoğurt kaşıkla ezilir ve içine eritilmiş tereyağ eklenip karıştırılır.
4) 1 yufka tezgaha yayılır, üzerine yoğurtlu karışımdan fırça yardımıyla sürülür. Yufka dilediğiniz büyüklükte ücgenlere kesilip (ben 12 üçgen olacak şekilde kesiyorum) geniş kısmına kıymalı içten konup sigara böreği gibi sıkıca sarılır.
5) Diğer yufkalarda sarıldıktan sonra içine yayılan yağlı yoğurtlu karışım fırça yardımıyla böreklerin her tarafına bolca sürülüp galeta ununun içine atılıp, unun her tarafına yapışması sağlanır.
6) 180 derece önceden ısıtılmış fırında nar gibi kızarana kadar pişirilir.
Fırından çıkar çıkmaz sıcakken yendiğinde çıtır çıtır oluyor. Ertesi güne kalınca biraz yumuşadığından yiyeceğiniz ölçüde pişirilmesi tavsiye olunur.
Herkese afiyet olsun...

Yönetici Giriş Paneli


Special design for Işıl'ca Tatlar by GeCe